Anasayfa Yazılar Türkiye’de İlk Modern Tabanca Üretimi: Nuri Killigil Tabancaları

Türkiye’de İlk Modern Tabanca Üretimi: Nuri Killigil Tabancaları

0

Önceki yazımda yaşamını anlattığım Nuri Killigil Paşa’nın ürettiği 2 tabanca vardır. Biri, günün şartlarına göre üretilip Türk Ordusu’nun kullanımına sunulan ve seri üretimi gerçekleştirilen 9×17 Kısa Browning çaplı 8+1 tabanca; diğeri ise, zamanının çok daha ilerisinde bir tasarıma sahip olup, küçük eklemelerle atış tabancası olarak kullanılabilecek durumda olan prototip ve sınırlı sayıda üretilen 9×19 çapta çift sıra şarjörlü 11+1 tabanca.

MKEK Silah Müzesi’nde kendim fotoğrafladığım Nuri Killigil 9×17 Tabanca, silah üstündeki boya ve tırnak ile tetikteki menevişin kalitesi göz dolduruyor.

Seri Üretime Konulan 9×17 Çap Nuri Killigil Tabanca

Aslında Paşa’nın 9×17 tabancası, 1921 yılında İtalya’da küçük bir işletme olarak kurulan “Galesi” firmasının, patentli olarak ürettiği bir modelin sadece dış görünüşü biraz değiştirilmiş ve söküm anahtarı sustalı parçanın, basitleştirilip vidaya tahvil edilerek 9x17mm Kısa Browning çapa uyarlanmış bir benzeridir.

Bahse konu İtalyan Galesi 6.35 Tabanca

Ancak; göze çarpan ayrıntı, Nuri Killigil Tabanca’nın tetik korkuluğunun tıpkı Walther PP familyasında olduğu gibi pimli sistemle üst gövdeden ayrılabilir olmasıdır. Tabancanın ilk yapımı, 1938-1940 yıllarına denk gelmektedir.

Nuri Killigil 9×17 Tabanca, şarjör ve fişekleri ile birlikte
Walther PPK tabancadaki sahra sökümü işlevi gören tetik korkuluğu

Her türlü tekamülde, yeni bir ürün, daha öncekilerin üzerine yapılan değişikliklerle vücut bulmaktadır. Nitekim, “Galesi” tabancaların ilham kaynağı, 1913 model Alman “Ortgies”dir. Giusepp Nicola Galesi, tetik aksamını ve sökme mandalını basitleştirerek tabancasını gerçekleştirmiş ve hatta patente bağlamıştır. Bu nedenle, Nuri Killigil’i yaptığı tabancanın benzerliği ile itham edebilmek kimsenin haddi değildir. Nuri Paşa, çok kısa sürede düzenleyerek devreye soktuğu bu tabancayla Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusunu dışarılara para saçmaktan kurtarmıştır.

Krom kaplama yapılan özel üretim Nuri Killigil 9×17 Tabanca’nın sedef kabzasında, üstte Nuri Killigil’in logosu, altta Fevzi Çakmak’ın baş harfleri olan F ve Ç harfleri yer alıyor

Fabrika’nın üretime devam etmesi halinde ise ne derece iyi üretim yapılabileceğinin bir kanıtı ise dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak için yapılan özel üretim tabancadır. Sürgüdeki çekme kertikleri, sürgü yüzeyinden yüksekte bir bantta konumlandırılarak tıpkı FN-1900 ve modern silahlardan FN-5.7 ile H&K VP9’da olduğu gibi sürgü manipülasyonunun kolaylaştırılması sağlanmıştır.

Nikel kaplama Nuri Killigil 9×17 Tabanca

Nuri Killigil’in de kullanmış olduğu bu yapılanmalı tabanca modelinin ne denli akılcı ve güvenilir olduğunun kanıtı, daha sonra İtalyan Bernardelli tarafından da kullanılması, üretiminin 1980’li yıllara kadar devam ettirilmiş olmasıdır.

İstanbul Harbiye Askeri Müzesi’nde sergilenen Nuri Killigil 9×19 Prototip Tabanca; yayları, şarjörü ve harbi çubuğu ile birlikte

Sınırlı Üretim 9×19 Çap Nuri Killigil Tabanca

Müzedeki prototip hakkında, yetkililerin “Türkiye’nin medar-ı iftiharı olan yegane özgün tasarım” oluşundan öte bir bilgisi olduğu söylenemez. Nitekim, seri üretiminin gerçekleştiği durumunda dünyanın ilk pratik atış ve ilk çift sıra şarjörlü tabancaları arasında sayılabilecek Türk yapımı silahın özellikleri ve muhtemel yapılış hikayesi hakkında aşağıda yazılanlar, tamamen Polonya kaynaklı bilgilerden sağlanmıştır.

Bunlara göre muhtemelen, tabancanın vücut buluşu konusunda, her ikisinde de Polonyalı mühendis ve sonradan Profesör Peter Wilniewczyc adında bir kişinin mensup bulunduğu rivayetler mevcuttur.

Nuri Killigil 9×19 Prototip Tabanca

Birinci ihtimal;

Cumhuriyet Türkiyesi için, özellikle Polonya ile irtibatları yürüten Nuri Paşa’ya, tabanca Mühendis Wilniewcyzc tarafından tasarlanıp, imal edilip patenti alınarak, Türkiye’de kurulacak bir fabrikada Çek Vz.24 modeline bir alternatif olarak hediye edilmiş olduğudur. Bu ihtimal, Paşa’nın tasarım faaliyetinden tamamen uzakta olduğu esası üzerine bina edilmiştir.

Bu ihtimali destekleyen ana neden; tabancanın Eylül 1927 tarihli müracaat ve Mart 1930 tarihli kabulle Polonya Patent Dairesi’nde 18113 numaralı tescilidir.

İhtimali zayıflatan neden ise, tescilin Nuri Killigil adına yapılmış olmasıdır. Enteresan olan husus, isim hanesinde, soyadı kullanılmadan doğrudan “Nuri Paşa” yazılmış olmasıdır. Bu da teşebbüsün biri yararına tek taraflı yapıldığı hususuna kuvvet kazandırmaktadır.

Konuyla ilgili patentte yer alan tabanca çizimi

İkinci ihtimal;

Müstakbel Polonya menşeli askeri teçhizat satımı için devamlı Türkiye’ye gelip giden Mühendis Wilniewcyzc’in bu ziyaretler sırasında yetkili Nuri Paşa ile tanışıp ona silahlar konusunda bilgisi ile güven vermesi, Killigil’in düşünce ve projelerini ona açıklaması ve onun talebi ile çizimleri vermesi, ve Wilniewcyzc’in ülkesine döndüğünde, önce prototip ve ardından patent işlerini gerçekleştirerek, Türkiye’ye gidişinde Paşa’ya hediye etmesi şeklindedir. Bu ihtimali destekleyen gerçek, Polonya’nın, bu muhtemel olayın hemen ardından, tesis edilen güvene binaen, yüklü bir “Askeri Techizat” siparişi almış olmasıdır. Bu alternatif, tasarımda Nuri Killigil’in çok büyük bir payı olduğunu kabul etmektedir. Prototip, Polonya’lı mühendisin çalışmakta olduğu FB Radom tesislerinde yapılmış ve “FB Radom Wz.30” tanımı ile arşivlenmiştir.

Varsayımlardan hiçbirinin mutlak gerçek olduğu iddia edilemez. Gerçek olanlar, İstanbul Harbiye’deki Askeri Müze’de Killigil Ailesi Bağışı olan bir tabanca, Polonya Patent Dairesi’nde 11813 numaralı ve 21 Mart 1930 tarihli bir tescil ve İkinci Dünya Savaşlarındaki Alman işgalinden sonra, ne kadar sağlıklı kaldığı bilinmeyen FB Radom arşivlerindeki FB Radom Wz30 kodlu bir kayıttır.

Patentin tetkikinde, 1930 yılları için gerçekten şaşırtıcı olan bir çok özellik göze çarpmaktadır;

Patentteki namlu yapılanması çizimi

Kilit Sistemi

Tabanca “Alçalan Namlu” kilit sisteminde çalışmaktadır. Ancak bu, alışılmış Browning “Tilted Barrel” sistemi değildir. İlla da Amerikan lügatında bir tabir gerekiyorsa, bu yapılanmaya “Elevated Barrel” tanımı yakıştırılabilir. Zira; sürgüye üstten kilitli olan namlu, ön ve arkada her iki tarafta toplam dört kılavuz ve bunların çok kısa bir geri hareket sonrası temasla aşağı yönlendirildiği, gövde üstündeki karşı dört yuva ile kilitten kurtulmakta, sırası geldiğinde, tersi işlemle kilitlenmektedir.

Namlu/sürgü kilitlenmesi için, bugün çok revaçta olan ve 220 serisi SIG-Sauer’lerde görülmeye başlandığında, sanki bir ilkmiş tezahürleriyle karşılanan ve esasında İngiliz Whiting tarafından 1911 Webley-Scott modellerinde ortaya konmuş ve Fransız M35-S tabancalarında uygulaması geliştirilerek devam etmiş görünen, “kovan atma açıklığı ve namlu yatağı dışı üstü ön yüzü çakışması” kullanılmıştır. Tabanca patentinin 1927 müracaat tarihi göz önüne alındığı ve Fransız M35 modellerinin başlangıcının 1935 yılı olduğu düşünülürse, o zaman için ne ölçüde önemli bir yeniliğin konu edildiği daha iyi anlaşılacaktır.

Patentteki tetik ve iğne ateşleme yapılanması çizimi

Ateşleme Düzeni

Tabancanın ateşleme düzeni için; “İğne Vuruşu”, tetikle bağlantısı için “Tek Hareketli” bir sistem düşünülmüştür. Her atış sonrası otomatik çalışmayı önleyecek yapılanmada, “Vurkaç” bir bağlantı kesici düzeni konulmuştur. Yani tetik, atış sonrası sürgü yerine kapanmadan yeniden çekilebilecek olsa, iğne vuruşu gerçekleşebilecektir. Ancak, hiç bir insan elinin bu sürate erişemiyeceği gerçeğinden hareketle, sistemin çalışma hatası vermeyeceğini söylemek mümkündür.

Ateşleme iğnesi ve tetik kolu için, popüler hiçbir örneği olmayan, adeta bir kerpeten veya pens gibi geri giden iğne ayağını yükselerek rapteden ve tetik çekişi ile açılarak serbest bırakan bir yapılanma düşünülmüştür. Sistemin en olumlu tarafı, bağlantının darbe etkilerine karşı, takılma dişi serbest bırakma yönünde tetik çekilmedikçe bloke edilmiş olmasıdır. Buna göre; günümüz Glock, Steyr, Walther P99 tabancalarında görülen bu güvenlik düzeni, çok önceden, 1927 yılında bu tabancada tatbik bulmuştur.

Patentteki şarjör yapılanması çizimi

Şarjör

Tabanca çift sıralı şarjör kullanmaktadır. Gerçi, Browning’in M35 HP Prototip patenti 1927’de, yani bu tabancanın ilk tescil müracaatı senesinde yayınlanmış ve ondan çok daha önceleri, 1906 Savage tabancaları bu tür şarjörleri uzun yıllar üretmişlerse de, 9×19 çapta ilklerden olduğu inkar götürmez bir gerçektir.

Silahın şarjörü, patent çizimlerinden yeteri kadar anlaşılamamasına rağmen, muhtemelen son atışı takiben kendiliğinden dışarı atılmaktadır.

Patentteki tırnak yapılanması çizimi

Tabancanın tırnağı, aynı zamanda “Namlu Dolu Göstergesi” olarak da kullanılmaktadır. Durum böyleyken, uygulama bugünkü ile tam tersi yönde, yani tırnak dıştan çıkıntı vermez durumda atım yatağının yüklü olduğunu işaret etmektedir.

Sahra sökümü olarak, aynen Steyr M1911 yaklaşımı seçilmiştir. Sürgünün sökülmesi için, irca yayının ön kılavuzunu gövdeye bağlayan ince çelik bir lamanın tesbit yayına basılarak dışarı alınması gerekmektedir. Ancak, sürgünün, gövde üzerinden dışarı çekilmesi, bu konsepti ilk kullanan Colt 1905 gibi arka taraftan değil, arka kılavuzun önce geri çekilip yuvasından dışarı alınması, sonrasında sürgü arkasının yukarı kaldırılarak, Walther modellerinde olduğu gibi önden dışarı alınmasıyla, tehlikesiz biçimde gerçekleştirilmektedir.

Patentteki kapak işlevli gez çizimi

Tabancanın ateşleme iğnesi giriş kapağı, iğne ana yayından aldığı güçle konumunu koruyan ve dikey hareketle kademeli olarak ayarlanabilen bir “Gez” olarak da görev yapmaktadır. Bu yapılanma da son derece dikkat çekici bir ilktir.

Hareketli aksam sayısı, bugünün övünç kaynağı olan polimer gövdeli tabancalarla rahatça kıyaslanabilecek kadar azdır.

Sonuç

Nuri Killigil, 1930’lu yılların başında elinde tuttuğu bu tasarımı neden kurduğu silah fabrikalarında imalata almamış, yerine düşük güçlü ve basit bir yapıda tabancayı tercih etmiştir, bu konuda çok fikir ileri sürülebilir. Ancak inkar edilemeyecek olan nokta; patentinin Polonya’da alındığı bu tabancanın, o günün şartlarında, yani Luger’in pahalı yapılanmasının hala onu imalattan alamadığı zamanlarda üretilmiş olması halinde, bugünün bilinen/popüler tabancalarından biri olabileceğidir.

Milli değerlerimize sahip olmak, onları anlayıp iyi değerlendirmekle mümkündür. Kendimiz üretemiyorsak, olumlu yönlerini gördüğümüz üretilmişleri, ondan feyz alarak daha ileri götüreceklere faydalı olması için araştırıp ortaya çıkarmalı, bizim için çalışan, kendilerinden çok başkalarının iyiliği için çabalayan bu aziz insanlara bir vefa borcu olarak anlaşılır hale getirmeliyiz. Müzeye bağışlandığından bu yana geçen üç çeyrek asırlık süredir etrafında dolaşıp seyretmekten başka bir şey yapılmayan bu eseri ve benzer diğerlerini bizlere kazandıran büyük insanlara en azından yapabileceğimiz bunlar olmalıdır.

Katkılarından ötürü Sayın S.A.E. Bey’e çok teşekkür ederim.

CAN ÖZDABAĞ

Yazarın önceki yazısı:

Türkiye’nin İlk Modern Savunma Sanayii Müteşebbislerinden Nuri Killigil Paşa

İlgini Çelebilir!

Kaplan MT ve Düşündürdükleri

“Savaş alanında ön saflarda savaşan piyadelerimizin zırhlı ateş gücüne ihtiyaç duydu…