Türkiye ziyareti kapsamında Defence Turk’ün sorularını yanıtlayan Belçika Savunma Bakanı, iki ülke arasındaki savunma ilişkilerinden NATO çerçevesindeki iş birliğine, bölgesel güvenlik konularından savunma sanayiine kadar birçok başlıkta önemli değerlendirmelerde bulundu.
Defence Turk: Sayın Bakan, Mayıs ayında Türkiye’ye gerçekleştirdiğiniz tarihi ziyaret sırasında, iki ülkemiz arasında çok sayıda savunma sanayii sözleşmesinin imzalandığını vurguladınız. Bu verimli temasların ışığında, Türkiye ve Belçika arasındaki savunma ve güvenlik işbirliğinin mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Theo Francken: Savunma sanayii cephesinde, verimli bir işbirliğimiz oldu. Belçikalı motor şirketi ABC, Türk Deniz Kuvvetleri için gemi inşasında SEDEF Tersanesi’nin güvenilir bir ortağıdır. John Cockerill Defense, FNSS için yüksek teknolojili zırhlı kuleler ve toplar tedarik etmektedir. Ekonomik misyon sırasında, Liège merkezli New Lachaussée, mühimmat üretim kabiliyetlerini genişletmek amacıyla Türk şirketleri MDT Savunma Sanayi ve Altuna International ile ortaklıklara girmiştir. Ve yüksek teknolojili KOBİ’lerimizin Türk savunma firmaları için sağladığı katma değeri de unutmayalım.
Gent merkezli XO Advanced Systems, Türk savunma devi Aselsan ile bir iş birliği anlaşması imzaladı. Ve daha birçok örnek sayabilirim. Sanayi iş birliğimiz çok iyi ilerliyor. Aynı durum askeri ilişkilerimiz için de geçerlidir. Bu ilişki halihazırda dostaneydi. Ancak şimdi bunu çok daha esaslı hale getireceğiz. Saygın harp akademimizdeki ileri düzey kursları Türk subaylarına açacağız. Ve iş birliğimizi daha farklı alanlarda da genişleteceğiz. Defalarca ifade ettiğim gibi: Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı var ve tam tersi de geçerli.
Defence Turk: Ziyaretiniz sırasında, özellikle Baykar gibi tesislere yaptığınız ziyaretler vasıtasıyla, Türkiye’nin insansız hava araçları, gemi inşa kapasitesi ve yapay zeka alanlarındaki kapasitesini bizzat gözlemleme fırsatı buldunuz. Belçika ordusuna bir ‘dron generali’ atadığınızın ve bu alandaki vizyonunuzun da farkındayız. Belçika’nın modernizasyon hedefleri göz önüne alındığında, otonom sistemler ve yeni nesil teknolojiler konusunda Türkiye ile gelecekteki ortaklıkları nasıl inşa etmeyi planlıyorsunuz?
Theo Francken: Gerçekten de bir “drone generali” atadım ve ona çok net bir görev verdim: Muharip birliklerimizin modernizasyonunu hazırlamak, yürütmek ve denetlemek. Görevi, birliklerimizi “yarının harbine” hazırlamak; onları İHA harekâtı, İHA karşı tedbir harekâtı ve elektronik harp için uygun hâle getirmektir. Bu dönüşümün acilen, kapsamlı bir şekilde, tüm kuvvet genelinde ve manga seviyesine kadar uygulanması gerekmektedir.
Buradaki en büyük zorluk, yeniliklerin inanılmaz hızda ilerlemesi. En yeni sistemler, aylar hatta haftalar içerisinde demode hâle gelebilmektedir. Bu nedenle mesele büyük miktarlarda stok satın almak değil; tekniklerin nasıl kullanılacağını öğrenmek ve yeniliklere sürekli uyum sağlayabilmektir. Bu açıdan Türkiye bizim için örnek alınması gereken bir modeldir. Türk Silahlı Kuvvetleri ile Baykar ve ASELSAN gibi şirketler arasındaki iş birliği olağanüstü düzeydedir. Her iki yönde de sürekli bir geri bildirim akışı bulunmaktadır. Buna ek olarak, modern harbin laboratuvarı niteliğindeki Ukrayna’daki ortaklardan son derece değerli geri bildirimler almaktadırlar.

Baykar’ın bu geri bildirimler doğrultusunda her gün gerçekleştirdiği uçuş testlerinin sayısı gerçekten hayret vericidir. Avrupa’da hiç kimse bu ölçekte bir sanayi altyapısı üzerinde böylesine yüksek bir inovasyon temposuna erişememektedir. Bazı Belçikalı şirketler, belirli teknik engellerin aşılmasına yardımcı olabilecek niş uzmanlıklara sahiptir. Bu da söz konusu şirketlerin performanslarını daha da üst seviyeye taşımalarına imkân sağlayabilir. Eğer birbirimizi güçlendirirsek, NATO’yu da güçlendirmiş oluruz. Bu nedenle bu alanda hiçbir tereddüt göstermeden iş birliği yapmalıyız.
Bir yandan uluslararası ticaret faaliyetlerimizle ülkemize katma değer oluştururken, diğer yandan küresel tedarik gücümüzü kullanarak elektronik bileşenlerin erişilebilirliğini artırmaya ve Türkiye’deki üreticilerin rekabet gücünü desteklemeye devam ediyoruz.
Defence Turk: Modern harp konseptlerinin hızla değiştiğini ve müttefiklerin bu yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini sıklıkla vurguluyorsunuz. NATO’nun iki köklü müttefiki olarak Türkiye ve Belçika’nın gelişen savunma vizyonları, Avrupa-Atlantik bölgesinin genel güvenliğine nasıl katkı sağlayabilir?
Theo Francken: Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunu, tıpkı Türkiye’nin de Avrupa’ya ihtiyaç duyduğu gibi düşündüğümü söylediğimde, bu konuda saatlerce konuşabilirim. Bir dakikanız var mı?
Öncelikle Türkiye, Avrupa’yı son derece istikrarsız bir çevreden, yani Orta Doğu’dan gelebilecek tehditlere karşı koruyan bir kalkan görevi görmektedir. NATO İttifakı içerisindeki tek büyük Müslüman ülke olarak Türkiye, Müslüman dünyada diğer NATO ortaklarına kıyasla daha yüksek düzeyde güvene sahiptir. Bu durum Türkiye’ye, Kuzey Afrika ve Afrika Boynuzu’ndaki kırılgan ülkelerin istikrara kavuşturulmasında kritik bir rol oynama imkânı vermektedir. Her iki bölge de Avrupa’nın güvenliği açısından hayati öneme sahiptir. Türkiye, son derece karmaşık güvenlik ortamlarında Suriye ve Somali’ye kademeli olarak istikrar kazandırmaktadır. Bunu yaparken Avrupa’ya yönelik düzensiz göçü doğrudan azaltmakta, şehirlerimizdeki terör tehdidini en aza indirmekte ve uluslararası deniz ticaretinin güvenliğini korumaktadır. Ankara, bu çabaları nedeniyle hak ettiğinden çok daha az takdir görmektedir.
Türkiye’nin Ukrayna Savaşı’ndaki konumu da Avrupa açısından aynı derecede önemlidir. Belçika, Türkiye’nin Ukrayna’nın egemenliğinin korunması yönünde ortaya koyduğu çabaları takdir etmektedir. BMC tarafından üretilen ve Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ne teslim edilen yüzlerce Kirpi Mayına Karşı Korumalı Araç (MRAP), binlerce Ukraynalı askerin hayatını kurtarmıştır. Bayraktar insansız hava araçları ise işgalin ilk günlerinde Ukrayna’nın direnişini sürdürmesine önemli katkı sağlamıştır. Önümüzdeki yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nin stratejik ağırlığını giderek Asya’ya kaydırmasıyla birlikte, Belçika Avrupa’nın doğu kanadının güvenliğinin sağlanmasında Türkiye’nin daha da büyük bir rol üstlenmesini memnuniyetle karşılayacaktır. Ateşkes anlaşmasına nihayet ulaşıldığında, Ukrayna’ya verilecek herhangi bir güvenlik garantisinde Ankara’nın önemli bir rol üstlenmesi gerektiği açıktır. Belçika da bir güvenlik teminat gücüne katılarak katkı sunmaya hazırdır.
Peki şimdi soruyu tersinden soralım: Türkiye’nin uzun yıllardır NATO müttefiki olan Belçika, Türkiye’yi ve onun güvenliğini güçlendirmek için ne yapabilir? Küçük ancak son derece profesyonel bir ordumuz ve belirli alanlarda uzmanlaşmış niş kabiliyetlerimiz bulunmaktadır. İmkânlarımız ölçüsünde, Türkiye’ye ne zaman ve nerede yardımcı olabileceksek bunu değerlendireceğiz.
Bununla birlikte, asıl etkimizi diplomasi alanında göstermekteyiz. Avrupa Birliği ve NATO’nun kurumlarına ev sahipliği yapıyoruz. Bu da hem Türkiye hem de Avrupa açısından hayati öneme sahip konularda etkide bulunabilmemizi sağlamaktadır. Türkiye’nin SAFE mekanizmasına dâhil edilmesi bunun önemli örneklerinden biridir. NATO ve Avrupa’daki askerî üretim kapasitesi, hâlihazırda bazı kritik sistemler ve mühimmat türlerinde talebin gerisinde kalmakta ve bu durum tehlikeli gecikmelere yol açmaktadır. Bu sorunun aşılabilmesi için Türk savunma sanayiinin Avrupa’nın sanayi ekosistemine entegre edilmesi gerekmektedir.
Türkiye, bu konuda Avrupa Konseyi nezdinde savunuculuk yapma hususunda Belçika’nın desteğine güvenebilir.
Defence Turk: Türkiye, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da kritik NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Küresel güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bu kritik dönemde, Ankara Zirvesi’nden temel beklentileriniz nelerdir ve Belçika hangi öncelikleri gündeme getirecektir?
Theo Francken: NATO İttifakı son dönemde oldukça çalkantılı sularda seyretmektedir. Bu nedenle ittifak içindeki uyum ve dayanışmanın yeniden güçlendirilmesi kilit öneme sahiptir. Belçika, bunun sağlanabilmesi amacıyla Ankara’da üç temel önceliği gündeme getirecektir.
Birincisi; transatlantik savunma sanayii altyapısını daha iyi entegre etmemiz ve nihayet seri ve yüksek ölçekli üretim kapasitesine ulaşmamız gerekmektedir. Yeterli üretim kapasitesi olmadan ordularımızın inandırıcı bir caydırıcılık ortaya koyması mümkün değildir. Bu bağlamda hava savunma mühimmatı birinci önceliktir. Ancak bunun dışında da birçok kritik ihtiyaç bulunmaktadır.
Belçika’nın, Türk savunma sanayiinin bu çabanın ayrılmaz bir parçası olmasını istediğini ayrıca belirtmeye gerek yoktur. Türk şirketlerinin İspanya ve İtalya’daki büyük savunma sanayii kuruluşlarıyla imzaladığı anlaşmaları takdirle karşılıyoruz. Fransa, Almanya, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri gibi diğer büyük müttefiklerin de bu gelişmeleri dikkatle değerlendirmesi gerektiğine inanıyoruz.
İkinci olarak; eğer Avrupalılar NATO içerisindeki güveni yeniden tesis etme konusunda samimiyse, Avrupa kıtasının konvansiyonel savunmasının asli sorumluluğunu üstlenmeye başlamalıdır. Amerikalı ortaklarımız, Başkan Obama döneminden bu yana, yaklaşık on beş yıldır stratejik önceliklerini Asya’ya kaydırma gerekliliğinden söz etmektedir. Güvenilir müttefikler olarak, bu dönüşümü gerçekleştirebilmeleri için onlara gerekli operasyonel hareket alanını sağlamalıyız.
Avrupa’nın en güçlü NATO ordularından birine sahip olan Türkiye’nin bu konuda üstleneceği rol son derece önemlidir. Amerikalıları Avrupa’daki kritik askerî destek unsurlarını muhafaza etmeye ikna etmenin tek yolu da budur. Biz taahhütte bulunursak, Amerika Birleşik Devletleri de taahhütte bulunacaktır. Mesele bu kadar basittir.
Üçüncü olarak ise operasyonel önceliklerimizi dikkatli bir şekilde yeniden genişletmeliyiz. Evet, Ukrayna’daki savaşın donması veya şiddetinin azalması durumunda bile Rusya’dan kaynaklanan uzun vadeli tehdidi gerçekçi bir şekilde değerlendirmeliyiz. Ancak NATO’nun yalnızca tek bir soruna odaklanma lüksü yoktur.
Orta Doğu’daki birçok NATO ortağı ciddi güvenlik sorunlarıyla karşı karşıyadır. Onları yalnız bırakamayız; çünkü bu, aslında kendimizi yalnız bırakmak anlamına gelir. Orta Doğu, hem hayati bir enerji kaynağı hem de Avrupa ile Asya arasında stratejik bir köprüdür.
Bunun yanı sıra ekonomilerimiz, Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer serbestisine bağımlıdır. Belçika, bu harekât sahalarının NATO’nun deniz güvenliği ve barışı destekleme görevlerine dâhil edilmesi yönündeki tartışmalara açıktır.
Ve tahmin edeceğiniz üzere, burada da Türkiye’nin oynayacağı rol son derece büyüktür. Bu zirveyi güçlü ve ses getiren bir başarıya dönüştürelim.
Sayın Theo Francken’e sorularımıza verdiği cevaplar ve bize ayırdığı zaman için teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Gaziantep Üniversitesi Makine Mühendisliği Mezunu. Savunma Sanayii ve Uluslararası İlişkiler Meraklısı








