Olgun Yılmaz
Savunma sanayiinde “oyun değiştirici” kavramı sıkça kullanılsa da bazı teknolojiler bu tanımlamayı diğerlerinden daha fazla hak etmektedir. Türkiye savunma sistemlerinde yerlilik oranını artırırken sadece kritik sistemlere yerli ve milli çözümler bulmakla kalmıyor, aynı zamanda harp sahasını şekillendirecek teknolojilere de yatırım yapıyor. Son olarak bu vizyonun en somut ve heyecan verici adımlarından biri 2025 yılının Kasım ayında atıldı. Savunma Sanayii Başkanlığı’nın (SSB) destekleriyle DeltaV Uzay Teknolojileri tarafından geliştirilen özgün ramjet motoru, gerçekleştirilen testte başarıyla ateşlendi.
Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün’ün de belirttiği gibi bu gelişme; “Yüksek hızlı, hava solumalı itki teknolojilerinde yeni bir eşiğin aşılması ve geleceğin sesüstü uçuş platformlarına giden yolda stratejik bir kilometre taşı oluşturması bakımından büyük önem taşıdığı” anlamına geliyor. Peki, dünyada sadece birkaç ülkenin sahip olduğu bu teknoloji neden bu kadar kritik? Türkiye’nin ramjet itki ile gelecekte ne gibi tasarrufları olabilecek? Çalışmada, gerçekleştirilen test faaliyeti ve devam eden projeler kapsamında Türkiye’nin ve Dünyanın bu alana yaklaşımı incelenmektedir.
Ramjet Nedir?
Hava solumalı jet motoru sınıfında yer alan ramjet, geleneksel havacılık motorlarından ayrılan özgün mimarisiyle dikkat çekmektedir. Havacılıkta itki kavramı, en temel haliyle Newton’un üçüncü hareket yasasının bir uygulamasıdır: “Her etki, eşit ve zıt yönlü bir tepki doğurur.” Bir hava aracını hareket ettiren güç, motorun içinden geçen hava kütlesinin hızlandırılması ve bu ivmelenmeye karşı oluşan tepki kuvvetiyle sağlanmaktadır. NASA literatürüne göre temelleri 1900’lerin başında Avrupa’da atılan ramjet teknolojisi, bu prensibi en saf ve agresif haliyle kullanmaktadır.
Türkiye’nin Kapısını Araladığı “Kapalı Kulüp”: Ramjet İtki Sistemleri çalışmasının tamamı Defence Turk Dergi 30′ncu sayısında.
Çalışmanın tamamını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
Klasik turbojet veya turbofan motorlar havayı sıkıştırmak için ağır ve karmaşık kompresör mekanizmalarına ihtiyaç duyarken; katı yakıtlı roket motorları, yanma için gerekli oksijeni gövdelerinde taşımak zorundadır. Bu durum, her iki sistem için de ciddi bir ağırlık ve hacim dezavantajı yaratır. Ramjet mimarisinde ise bu denklem tamamen değişmektedir. Sistemin kalbinde “nefes alma” yeteneği yatmaktadır. İhtiyaç duyduğu oksijeni depolamak yerine doğrudan atmosferden temin eden ramjet itki sistemleri, türbin ve kompresör gibi hareketli parçalar barındırmayan çok daha yalın bir yapıya sahiptir. Dolayısıyla hareketli parça sayısının turbojetlere göre çok daha az oluşu, yüksek hızlarda mekanik arıza riskini düşürmektedir. Aynı zamanda ramjet itki sistemlerinde oksijen tankı bulunmadığı için oluşan ek hacim daha fazla yakıt veya daha büyük harp başlığı konulabilme gibi avantajları da sağlamaktadır.
Ramjet motorları “statik itki” üretemez; yani durdukları yerde çalışamazlar. Motorun devreye girip atmosferden beslenebilmesi için füzenin bir roket motoru tarafından belirli bir hıza ulaştırılması veyahut hava platformlarından bırakılması gerekmektedir. Bu noktada motorun çalışabilmesi için gerekli olan hava basıncı, aracın yüksek sürati sayesinde havanın motor girişinden içeriye doğal akışıyla, yani “ram basıncı” ile sağlanır. Sıkışarak ısınan hava, yanma odasında yakıtla buluşturulup ateşlenir ve oluşan itki, güç verdiği sistemi süpersonik (sesüstü) hızlara ulaştırabilmektedir. Böylece Mach 3 ile Mach 5 arasındaki süpersonik hızlara ulaşabilen ramjet motorları, diğer itki sistemlerinden daha verimli ve ölümcül bir güce dönüşmektedir.
Bahse konu avantajın yanında yalnızca birkaç ülkenin üretebildiği bu stratejik itki kabiliyetinin elbette zorlukları da bulunmaktadır. Bu noktada ramjet itki sistemlerine hayat veren havanın motorun içine giriş geometrisi o kadar hassastır ki, milimetrik bir hata motorun çalışmamasına (“unstart” durumuna düşmesine) neden olmaktadır.

Tarih, uluslararası ilişkiler ve savunma sanayii araştırmacısı









