Anasayfa Özgün Yazılar Yazılar ve Analizler Beyrut’taki Patlama Yeni Dönemin 11 Eylül’ü mü?

Beyrut’taki Patlama Yeni Dönemin 11 Eylül’ü mü?

0

21. yüzyılın henüz ilk çeyreğinde yaşanan 11 Eylül terör saldırıları uluslararası politikayı şekillendiren ve devletlerin güvenlik stratejilerini yeniden gözden geçirmesine sebep olan en belirleyici unsur olmuştu. 4 Ağustos 2020’de Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta gerçekleşen patlama akıllara “Beyrut’taki patlama yeni dönemin 11 Eylül’ü mü?” sorusunu beraberinde getirdi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun konu hakkında yaptığı açıklamada, patlamaya neden olan unsurun altı yıldır liman bölgesinde tutulan 2 bin 750 ton amonyum nitrat olduğunu belirtti.[1] Patlamanın ardından kısa bir süre sonra gerçekleşen saldırıyı DAEŞ terör örgütü üstlendi. Bu durum da ulus devletlere, bir ülkenin yüzde 15’ine zarar verebilecek derece ciddi bir saldırıyı gerçekleştirebilen terörün acımasız yüzünü bir kez daha göstermiş oldu. Beyrut’a gerçekleştirilen bu terör saldırısı yeni dönemde ulus devletlerin, devlet ve devlet dışı aktörlere yönelik hangi güvenlik stratejilerini uygulamaları / geliştirmeleri gerektirdiğini yeniden sorgulamaları için tetikleyici bir unsur oluşturabilir. Tıpkı 9/11’de yaşandığı gibi bir güvenlik meselesi haline gelebilecek olan limanlar mevzusu, dış politikanın tartışması haline gelebilir. Limanların denetimi ulus devletlerin kontrolünden çıkabilir ve kararlaştırılan ortak kurallar çerçevesinde denetime tabii tutulabilir.

4 Ağustos 2020’de Beyrut’taki patlamanın sonrası | Fotoğraf: Hassan Ammar-AP

11 Eylül terör saldırılarının etkilerine kısaca değinmek gerekirse;

Uluslararası sistemin karmaşık yapısı, XXI. yüzyılda, dünyanın ne tür siyasal davranış kalıpları ile karşılaşabileceği, ne tür gelişmelerin diplomatik mevcut dengeleri değişim parametrelerine sürükleyebileceği paradoksunu ön plana çıkarmaktadır. Dünya olayları ve stratejik gelişmelerin takibinde, sürpriz değişiklikler, Soğuk Savaş’ın sona ermesi gibi tahmini güç kırılmaları da beraberinde getirmekte, böylelikle uluslararası ilişkilerin, zaman ve mekân boyutunda yeni süreçleri tetiklemektedir. İşte, 11 Eylül 2001’de New York ve Washington kentlerine yapılan organize terörist saldırılar, devletlerin ulusal güvenlik stratejilerinde, askerî istihbarat stratejilerinin mevcut kalıplarının yeniden sorgulanmasını ön plana çıkarmaktadır.[2]

11 Eylül’ün ardından Küresel Terörizm birçok ülkenin iç güvenlik stratejilerini yeniden gözden geçirmesine sebebiyet vermişti. Zira iç güvenlik meselesi havacılık alanı dahilinde küreselleşen bir küresel güvenlik meselesine neden olmaktaydı. Bu yüzdendir ki 11 Eylül terör saldırıları havacılık güvenliği alanında köklü değişikleri de beraberinde getirmişti. Havacılık güvenliği ekseninde kabul edilen ortak kurallar çerçevesinde birçok güvenlik stratejileri ve tedbirleri benimsenmişti.

Havacılık güvenliği havaalanları ve uçaklarda daha sıkı güvenlik önlemlerinin uygulanması terörist tehditleri ortadan kaldırmak ve daha emniyetli bir uçuş sağlamak amacıyla benimsenmiştir. Özellikle 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra havacılık güvenliği siyasi gündemde yerini almıştır. Hâlbuki bundan önce, Avrupa Birliği’ne (AB) üye ülkeler havada güvenlik konusunda kendi kurallarını uyguluyorlardı. 2002’de kabul edilen ortak kurallar: Havaalanlarının ve uçakların kimi güvenlik açısından hassas bölümlerine giriş, yolcu görüntüleme ve bagaj, kargo ve mektup kontrolü, personelin izlenmesi ve eğitimi ile silahların ve uçuş sırasında veya havaalanlarında yasaklı diğer malzemelerin tasnifidir.[3]

Yeni dönemde limanlarda da uygulanması gereken ortak güvenlik tedbirlerini görebiliriz. Keza 11 Eylül terör saldırılarının ardından Havacılık güvenliği, havaalanları ve uçaklarda sıkı güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını beraberinde getirmişti. Stratejik istihbarat perspektifinde limanların denetimi neredeyse imkansızdır. Ancak bu durum, istihbarat servislerinin alacağı ortak bir kararla limanların kontrolünü sağlama noktasında ulus devletlerle anlaşmaya varılmasına sebebiyet verebilir. Kısaca limanlardaki ulusal kontrol küresel bir hale gelebilir. Zira 21. yüzyılın en büyük tehdit unsurlarından birisi, kuşkusuz, Kitle İmha Silahları (KİS) kullanımıdır. Bu saldırının ardından ulus devletlerin KİS barındırdığı mekânlarının başında limanlarının geldiği ön görülebilir. Ülkelerin limanlarını KİS barındırmak için kullanması; nükleer, kimyasal ya da biyolojik silahlarının depolama alanı olarak kullanması oldukça tehlikeli ve tehditkâr bir durumdur. Kısaca limanların ulusal güvenlik bahanesi ile küresel bir tehdit haline gelmesinin önüne geçilmesi, atılacak sağlıklı bir adım olabilir. Kaldı ki ulusal güvenlik adı altında küresel bir tehdit oluşturmakta küresel bir güvenlik ihlalidir. Küresel terörizm tehdidi 21. yüzyılın en büyük sorunu haline gelmiştir. Devletlerin limanlarının KİS yapımında kullanılan maddelerin üssü haline getirilmesi ve devlet ve devlet dışı aktörlere gözdağı unsuru olarak kullanılan anlayış ekseninde Beyrut limanı terör saldırısına maruz kalmıştır. Bu saldırıda limanların denetiminin önemini gözler önüne sermektedir. Limanlar, ulusal kalsa da kontrol mekanizmasının küreselleşmesi bir sonraki saldırının önüne geçebilmek için atılacak bir adım olabilir.

ÖMER MEMOĞLU

 

Yıldız Teknik Üniversitesi

Türk Araştırmacı / Yazar

Bir cevap yazın

İlgini Çekebilir!

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne göre Türkiye’nin kendisini “savaşa” yakın hissetmesi durumunda alabileceği tedbirler

BAU Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi tarafından hazırlanan “Montrö Boğazlar …