Anasayfa Özgün Yazılar Mehmed’in Hayali: İstanbul’un Fetih Stratejisi

Mehmed’in Hayali: İstanbul’un Fetih Stratejisi

0

“Kostantiniyye mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur”

Yazar: Müberra Hudoğlu

İstanbul… 1100 yıl görkemli Roma İmparatorluğu’nun başşehirliğini yaptığı için zenginliğin, dirliğin, cihanşümul imparatorluk fikrinin timsali olmuş, pek çok büyük kumadan tarafından kuşatılıp, alınamamış bu muhteşem şehir…  Roma İmparatorluğu tüm ihtişamıyla Doğu Akdeniz bölgesine hükmederken, İslamiyet Arap yarımadasında Hz. Peygamber ile yeni yeni yayılmaya başlamıştı. İşte böyle bir dönemde Hz. Peygamber İstanbul’un Müslümanlarca fethini müjdelemiş, o muhteşem ordu ve kumandanını övmüştü. Hz. Peygamberin övgüsüne nail olmak isteyen güçlü Arap kumandanlar ve ordular tarafından bu şehir 9 kez kuşatıldı, Timur tarafından bir kez, Osmanlı tarafından 6 kez kuşatıldı, kimse almaya muvaffak olamadı.

Alâeddin Ali Çelebi’nin vefatı üzerine Şehzade Mehmed, Osmanlı’nın yegâne varisi olmuştu. Bu vefat II.Murad’ı hayli üzmüş olduğundan, son kalan oğlunu tahta geçirerek Bursa’da inzivaya çekildi. Yeni sultan Mehmed, o zaman henüz on iki yaşındaydı. Tecrübesiz bir gencin tahtta olması devleti içeride ve dışarıda buhrana sürükledi. Balkanlarda ve Anadolu’da II. Murad tarafından alınan yerler terk edildi. İçeride isyanlar peydah oluyor, Bizans’ın elindeki şehzade Orhan isyan için fırsat kolluyor, diğer taraftan büyük bir Haçlı ordusu yola koyuluyordu. Küçük yaştaki padişah ise duruma hâkim olamıyordu. Vezir Çandarlı Halil Paşa, Sultan Mehmedi’in, Haçlı ordusuna karşı zafer elde edemeyeceğini düşündüğünden II.Murad’ı ordunun başına çağırdı. Dönmek durumunda kalan II.Murad Haçlı ordularına karşı Varna’da muhteşem bir zafer kazandı. Güçlü vezir Çandarlı’nın etkisinde olan yeniçerilerin başlattığı Buçuktepe İsyanı sonrasında II. Murad bıraktığı tahta geri döndü.

İlk padişahlığında tahttan indirilmesi Mehmed’in hayatında derin etki bırakmıştı. Tahtın tek varisi olması sebebiyle babasından sonra yine Osmanlı tahtına geçeceğini biliyordu. Fakat bu deneyim onun hükümranlığına gölge düşürmüştü. Tahta geri döndüğünde mutlak iktidarı eline alabilmesi için bir şeyler yapmalıydı. O bir Osmanlı padişahı olacaktı. Zeki ve ateşin bir gençti, kimsenin gölgesi ve himayesinde kalamazdı. Devleti ve İslam ümmeti için hayalleri, büyük hedefleri vardı. İslam’ın Peygamberi’nin işaret ettiği şehir ise, oracıkta, devletinin tam ortasında duruyordu. Bu şerefe nail olması ona istediği kuvveti şüphesiz verebilirdi. Artık hedefi belliydi: İstanbul.

İstanbul ataları tarafından 6 kez kuşatılmasına rağmen düşürülememişti. Fakat o zeki bir gençti. Neden atalarının muvaffak olamadıklarını anlayabilirdi. Tarihe düşkün biriydi ve büyük komutanların askerî stratejilerini okuyor, öğreniyordu. Aynı zamanda her Osmanlı şehzadesi gibi babasının yanında seferlere katılarak kumandanlık tecrübeleri ediniyordu. İstanbul hayali içine düştüğünden beri geceleri uyku nedir bilmiyor, bu hayali gerçekleştirmek adına neye ihtiyacı olduğunu tespite çalışıyordu. İstanbul’un önceki kuşatmalarını inceliyor, büyük kumandanların askerî stratejilerini, silahlarını, kuşatma tekniklerini öğreniyordu. O döneme kadar kuşatma muharebelerinde daha çok gürültü/ürküntü çıkarsın diye kullanılan topların, surları yıkabilecek bir silah olduğunu keşfetmişti. Bunu uyarınca bir silah olarak geliştirmek adına topçuluk, mühendislik ve matematik dersleri aldı ve devrin en iyileri arasına girdi. Meraklı ve ilme düşkün bir gençti Mehmed. Tahttan indirildiğinden beri İslam’a ve milletine yaraşır bir yönetici olmak, Hz. Peygamberin övgüsüne nail olmak amacıyla ulaşabildiği tüm ilimleri devrin en ünlü alimlerinden öğreniyordu. Latince ve Grekçe dahi öğrenmiş, Roma’yı çok iyi tanımıştı. Artık şunu çok iyi biliyordu; cihanşümulluğun temsili görkemli Roma İmparatorluğu’nun son kalesinin sahibi olmalıydı, Roma onun olmalıydı.

Ne istediğini, ne yapacağını, ne yapabileceğini bilen ve bu büyük işleri başarabilmek için gerekli tedbirleri, yorulmak bilmeyen bir azim, sabır ve sükûnetle hazırlayan bir insandı. Kılıçla kalemin işbirliğine inandı. Bizans’ın iç ve dış münasebetlerini, zaaflarını, kuvvetlerini, diğer devletlerle olan münasebetlerini en ince noktasına kadar tetkik etmişti. Hasımlarına sezdirmeden doğru zamanı beklemeye koyuldu. 19 yaşında tekrar tahta çıktığında onun fetih stratejisi çoktan hazırdı.

Bizans İmparatorluğu Nasıl Savunuluyordu?

Surlar

İstanbul’u muhafaza eden en önemli savunma araçlarından biri surlarıydı. İstanbul’u çepeçevre saran bu muazzam surlar kara ve deniz surları olarak ikiye ayrılıyordu. Kara surları iç ve dış olmak üzere çift duvarlıydı. İç surlar daha yüksek ve daha kalındı. Kara surlarının en zayıf kısmı Bayrampaşa vadisine doğru inen hattın meyilli olması sebebiyle Topkapı ile Edirnekapı arasındaki surlardı. Dış surların en kuvvetlisi Marmara’dan Haliç’e uzanan deniz surlarıydı. Haliç kıyılarını çeviren deniz surları ise kara surlarına nazaran İstanbul’un en zayıf surlarıydı. Bu surlar on metre yüksekliğindeydi ve tek duvarlıydı. Haliç surlarıyla deniz arasında dar bir alan mevcuttu.

Hendekler

Kara surlarının dış duvarlarının tamamının önünde devasa hendekler vardı. Bu hendekler ile İstanbul adeta bir ada şeklini alıyordu. Hendeklerin dış surlara bakan kısımlarında ise 2 metrelik müdafaa duvarları bulunuyordu.

Grejuva (Rum Ateşi)

Grejuva üzerine su döküldüğünde daha fazla tutuşan sıvı bir maddeydi. Ağaç gibi yanıcı maddeleri hızlıca tutuşturuyor, düştüğü her yeri yakıyordu. Rum Ateşi de denen Grejuva ancak kireç ve kum gibi şeylerle söndürülebiliyordu. Deniz üzerinde dahi yanabiliyor, çömleklere konup uzaklara fırlatılabiliyordu. Surlardan tırmanmaya çalışanlara atılınca çabucak tutuşturuyordu. Surlardan sonra Bizans’ın elindeki en önemli savunma aracı buydu. Surlar Biznas’ı muhafaza ederken, bu madde Türklerin surlara yaklaşmasını engelliyordu.

Bizans İmparatorluğu’na Gelen Dış Yardımlar

Fetihte en büyük problemlerden biri de Bizans’a deniz yoluyla yapılan yardımların önünün alınamamasıydı. Bu yardımlar şehrin uzun süren muhasaralara dayanmasını kolaylaştırıyor, kuşatanlara ise bıkkınlık veriyordu. Boğazın girişinde kontrolün olmaması sebebiyle yardımların önü kesilemiyordu.

Haliç’e Gerilen Zincir

Bizans’ın Haliç’in önüne gerdiği zincir dışarıdan gelen yardım gemilerinin muhafaza edilebileceği güvenli bir bölgeyi oluşturuyordu. Hem gerilen zincir hem de zincirin arkasında bulunan donanma, en zayıf surları teşkil eden Haliç surlarına ulaşmayı imkânsız kılıyordu. Bizans için açılmayan bir cephe olan Haliç kısmı, adeta bir nefes alma bölgesiydi. Ciddi bir çaba içine girmeden, az insanla bölge muhafaza edilebiliyordu.

Haçlı Ordusu

Bizans’ın en önemli özelliği bu savunma vasıtalarından ötürü güçlü surlarının arkasında muhasaraya uzun süre dayanabilmesiydi. Böylece Avrupa’dan Haçlı ordusunun yardıma gelmesi için yeterli zamana sahip oluyordu. Bizans’ın da zaten savunma yaparken asıl amacı muhasarayı oyalayıp, Haçlı ordusunun gelmesi için zaman kazanmaktı. Savunmayı çok iyi yaptıkları için, bu konuda başarılı oluyorlardı. Haçlı ordusu ise tam zamanında ortaya çıkıyor, Osmanlı ordusu bu orduyu karşılamak üzere muhasarayı kaldırmak zorunda kalıyordu.

Savunma Durumunda Olan Taraf

Bizans’ın savunma yapan taraf olmasından dolayı çok güçlü toplara ve silahlara ihtiyacı yoktu. Surların üzerinden çok sayıda kişiye ihtiyaç duymadan müdafaasını yapabiliyordu. Bizans duvarları güçlü surlarını yıkabilecek toplarla bu zamana kadar hiç tanışmamıştı. Bu yüzden Bizans tarafında halk ile beraber 15-20 bin kişilik müdafi uzun süre dayanabilecek güçteydi. Şehirdeki insanlara bu süre boyunca yetebilecek erzak da depolanırdı. Şehrin yapması gereken tek şey muhasaraya olabildiğince dayanmak, ya karşı tarafın bezip muhasarayı kaldırmasını ve barış yapmasını ya da dışarıdan Haçlı ordusunun yardıma gelmesini beklemekti.  

Osmanlı’nın Başarısız Kuşatmaları

Osmanlı ordusu İstanbul’u fatihinden önce 6 kez muhasara etti ve başarısız oldu. Bu kuşatmaların başarısız olmasının bazı sebepleri vardı. Güçlü surların bir türlü aşılamaması ve muhasaranın uzaması sebebiyle Haçlı ordularının çabucak İstanbul’a doğru yürümeleri Osmanlı için en önemli cayma sebebiydi; muhasarayı bırakıp Haçlı ordularının karşısına çıkmak durumunda kalınıyordu. Diğer sebep ise şehre gelen dış yardımların önünün alınamamasıydı. Kuşatmaların donanma ile yapılmaması, İtalyan devletlerinin güçlü donanmalarının oluşu, Karadeniz’e giriş çıkışların kontrol altında olmaması sebebiyle bu yardımlar engellenemiyordu. Bir başka sebep ise Osmanlı’nın İstanbul’un muhasarasına dikkat kesilmesini fırsat olarak görenlerin doğuda ortaya çıkardıkları tehditlerdi. Bu tehditler bazen bir kardeşin isyanı, bazen doğudaki bir devletin Osmanlı’ya yürümesi şeklindeydi.  Yıldırım Bayezid, Musa Çelebi ve II.Murat’ın muhasaraları bu şekilde başarısızlığa uğramıştı.

Sultan Mehmed’in Fetih Stratejisi

Zeki bir genç olan Mehmed Han, Bizans’ın her savunma ögesinin karşısına bir strateji geliştirdi. Çok detaylı bir plan yaptı, hiçbir şeyi şansa bırakmak istemiyordu. Planında boşluk yoktu:

Haçlı Ordusunu Engellemek

İlk padişahlık deneyiminde kurulan haçlı ordusuna karşı II.Mehmed’in muvaffak olamayacağını düşünen Çandarlı, II.Murat’ın geri gelip ordunun başına geçmesinde büyük rol oynamıştı. Bu olay II.Mehmed’in saltanatına gölge düşürdüğü gibi, tahta ikinci kez çıktığında Avrupa’da ona karşı bir “beceriksiz bir çocuk sultan” kanaatini oluşturmuştu. Hatta İstanbul’da yaşayan Francesso, Sultan Mehmed’i “içki ve kadın düşkünü beceriksiz bir genç” olarak lanse edip, derhal bir Haçlı ordusu toplanması halinde Türklerin Avrupa’dan, hatta Anadolu’dan bir an önce atılabileceğinin garanti olduğunu bir mektupla iletmişti. Mehmed bu imajının farkındaydı. Yaptığı şey ise hasımlarının bu şekilde düşünmesini devam ettirmekti. Tahttan inmesinde büyük rol oynayan, yeniçeriler üzerinde ciddi nüfuzu olan babasının veziri Çandarlı’yı azletmedi, çünkü Çandarlı’nın Avrupa’ya ve Bizans’a karşı bir sulh politikası vardı. Sultan Mehmed, tahta çıkışını tebriğe gelen elçilere müsamahalı davranıyor, makul istekleri yerine getiriyordu. Venedik ile yapılmış barış anlaşmasını yeniledi, Macar elçilerle üç yıllık bir barış anlaşması imzaladı, Sırp elçilere yakınlık gösterdi hatta Alacahisar kalesini anlaşmayla Sırplara bıraktı. Eflak, Midilli, Sakız ve Rodos gibi başka devletlerle de anlaşmaları yeniledi. Bizans’ın elindeki Osmanlı şehzadesi karşılığı verilen parayı yıllık üç yüz bin akçe olarak yeniledi. Böylelikle sulhçu vezirinin etkisinde kalmış zararsız ve pasif bir sultan imajını çiziyor, bu durumu lehine kullanıyordu. Böylece Batı, dikkatini Osmanlı üzerinden çekecek, genç padişahın fetih hazırlıklarından şüphe duymayacaktı. Avrupa’yı, lakin böyle bir fethe kalkışırsa dahi başarısız olacağını düşündüren hülyalara daldırdı. Bu sayede de Sultan Mehmed İstanbul’u muhasara ettiğinde, Avrupa adeta kendi sorunlarına odaklanmış bir durumda bulunmaktaydı. Kuşatmanın hızlı bir şekilde fethe dönüşmesi için oldukça ciddi hazırlık yapan genç sultana karşı, Bizans imparatoru umduğu desteği göremedi. İstanbul alındığında, Papa’nın henüz toparlayıp yola koyduğu Haçlı donanması artık çok geç kalmış olacaktı.

Doğu’yu Emniyete Almak

Sultan Mehmed, doğudan gelebilecek tehditlerin muhasarayı kesmesine sebep olacağının farkındaydı. Bu yüzden ilk seferi ülkenin doğu tarafını emniyete almak üzere Osmanlı’nın en fazla problem yaşadığı Karamanoğulları üzerine oldu. Karamanoğlu’na Alâiye Kalesi’ni bırakmak suretiyle bu tarafta barışı sağladı, fetih hazırlıklarını yapmak üzere hızla Edirne’ye döndü.

Dış Yardımların Önünü Kesmek

Sultan Mehmed, Karadeniz’de giriş çıkışları kontrol altına almak ve dışarıdan gelen yardımların önünü kesebilmek adına Anadolu Hisarı’nın karşısında bir hisar yapmaya koyuldu. Dört ayda inşa edilen Sultan’ın “Boğazkesen” adını verdiği Rumeli Hisarı, İstanbul’u Karadeniz iâşe merkezlerinden ayıracak, Anadolu-Rumeli arasında donanmaların geçişini güvence altına alacak ve gerektiğinde kuşatma ordusuna üs hizmeti görecekti. 1452 Ekim ayında boğazdan destursuz geçmeye çalışan arpa yüklü bir gemi tek top güllesi ile batırıldıktan sonra bir daha hiçbir gemi demirlemeden boğazı geçemedi.

İstanbul muhasaralarının hiçbirinde donanma kullanılmamıştı. Dedeleri sadece kara surlarını kuşatarak İstanbul’u almaya çalışmışlardı. Denizden gelen yardım gemilerini durduracak hiçbir vasıta kullanılmadı. Sultan Mehmed bu yüzden İstanbul önlerine kara ordusunun yanında donanma ile gidecekti. Böylece deniz cephesi baskı altına alınarak çevrelenmiş olacaktı.

İstanbul’un Surlarını Aşmak

Toplar

Mehmed, İstanbul’un güçlü surlarını yıkabilecek kuvvette harp vasıtalarına sahip olması gerektiği kanaatindeydi. Bu yüzden kendisini topçuluk konusunda yetiştirmişti. Bu onun uzmanlık alanlarından biriydi ve balistik hesaplar yapabiliyordu. Hatta fetih sırasında havan topunu icat etmişti. Gemilerin yan atışlarla batırılamaması üzerine kendi tarifi ile döktürülen ve mermi yoluna dik bir şekilde verilen bu havan topları ile gemileri batırmaya muvaffak olmuşlardı.

Yapmak istediği şey devasa toplar döktürmekti. Çünkü Bizans’ın surlarına kendi geliştirdiği bir yöntemle, batarya sistemi ile durmadan top atışı yapmayı planlıyordu. Önce farklı kalibredeki toplarla üçgen şeklinde bir bölüme hasar verecek, sonra devasa topu orta bölüme atarak surları yerle bir edecekti. Fetih sırasında tek top değil gruplar halinde büyüklü küçüklü karma toplar kullanacaktı. Aklındaki bu devasa topların dökülmesi için Osmanlı’nın usta topçularına başvurdu. Osmanlı ise bu dönemde topçuluk konusunda epey gelişmişti. Mimar Muhiddin, Sarıca Paşa ve Macar Urban’a bu topları döktürdü. Şahî toplar denilen bu devasa topların bazıları 15-17 ton gelen, 200 ile 700 kg. ağırlığında gülle atan, dönemin en büyük silahlarındandı. Bu topları ustalar dökerken, güllesinin geliştirilmesini bizzat genç padişah üstlenmişti. Şahî toplar ve padişahın geliştirdiği atış sistemi fetih sahnesinde yerini alacaktı.

İstanbul Kuşatmasını temsilen Şahî Topları

Yürürkuleler

Devasa surları aşabilmek gayesiyle meydana getirilen vasıtalardan biri de yürürkulelerdir. Mehmed, Büyük İskender ve Jül Sezar gibi komutanların tarihte bu kuleleri, kale kuşatmalarında başarıyla kullandıklarını biliyordu. Fethe şahitlik etmiş Barbaro’nun  “İstanbul’daki bütün Hristiyanlar bu işe konulmuş olsaydı bunu bir ayda meydana getiremezlerdi” diye hayranlıkla ve korkuyla anlattığı bu kuleler Türk mühendislerce hendek kenarında bir gecede inşa edilmişti. Rum ateşinde yanmasını önlemek amacıyla dış kısmına iki üç kat öküz derisi gerilmişti. Her ne kadar muhasara sırasında Bizanslılar Rum ateşiyle bu kuleyi yakmaya muvaffak olduysalar da kulelerin inşasından vazgeçilmedi. Bu kuleler surların aşılabilmesi, hendeklerin doldurabilmesi, sur altına tünel açma faaliyetlerinin emniyete alınması amacıyla kullanıldı.

Yürürkuleler

Lağımcılar

Kale kuşatmalarının en önemli ögelerinden biri tünellerdi. Lağımcılar adı verilen bu bölüm, surların altına tünellerle ulaşarak patlayıcılar yerleştirmek suretiyle surların çökmesini sağlamayı amaçlıyordu. Lağımcılar fetihte çok önemli bir rol oynayacaklardır.

Gemileri Haliç’e İndirme Planı

Mehmed, 1204’de Latinlerin İstanbul’a Haliç tarafından girdiklerini bilmekteydi. Haliç tarafında İstanbul’un en zayıf surları vardı. Ayrıca İstanbul çevresinde tam kuşatma sağlayabilmek adına buradan mutlaka bir cephe açılmalıydı. Bu sürpriz cephe ile Bizans bölgeye daha fazla müdafi sevk etmek zorunda kalacak, zaten az olan birliklerini bölmek durumuna düşecekti. Fakat Haliç önüne zincir gerildiği için burayı deniz üzerinden geçmek imkânsızdı. Bu durumda gemileri karadan yürütmekten başka çare kalmıyordu. Bu akıl almaz proje için uygun güzergâh belirlendi, gemiler inşa edildi, bu gemilerin hasar görmemesi adına yollar düzenlendi, gemilerin çekilmesi için yağlı kazıklar hazırlandı. Sultan Mehmet uygun zamanda bu planını harekete geçirecekti.

Savunma Avantajını Kırmak

Mehmed, Bizans’ın savunmada olduğu için daha avantajlı olduğunu biliyordu. Şehrin içeriden az sayıda insanla kolayca savunulabileceğinin farkındaydı. Bu yüzden nispeten büyük bir orduyla şehrin önüne gelecekti. Burada amacı Bizanslı müdafileri olabildiğince hızlı bir biçimde yormaktı. Bu yorgunluk muhasaranın uzamasını engelleyecekti. Haliçten açılacak cephe bu duruma da hizmet edecekti. Haçlı ordularının gelmesine fırsat vermeden şehir düşmeliydi. Hatta son hücumunda kendi ordusunu binerli gruplara ayıracak, yorulanın ve zayiatın yerini diğer dinç ve savaşmaya hazır bölüm alacak şekilde planladı. Bu sayede karşılarında sürekli savunma yapmaktan yorulmuş Bizans müdafileri olacaktı. Bu yüzden son hücumunu planlarken İstanbul’a kuşattığı her yerden aynı anda saldıracaktı.

Muhalefeti Kırmak

Sultan Mehmed, tahttan inmesinde büyük bir rol üstlenen Çandarlı Halil Paşa’yı fethe karşı olduğunu bildiği halde görevden uzaklaştırmamıştı. Çandarlı’nın yeniçeriler üzerinde hatırı sayılır bir nüfuzu vardı. Sultan’ın ise fetihte ordusunun tam bağlılığına ihtiyacı vardı. Çandarlı fethin, Sultan’ın itibarını yükselterek onu ülkesi üzerinde güçlü bir hükümdar yapacağını biliyordu. Kendisi ise her ne kadar nüfuzlu bir insan olsa da önceki padişahın veziriydi. Genç sultanın fethe muvaffak olması durumu kendi gücünü tamamen azaltacaktı, hatta azil edilecekti. Bunu bildiği için destekçileriyle beraber “bir Haçlı ordusunun kendileri karşısında oluşturulacağını ve bunun onların sonunu getireceğini” öne sürerek İstanbul’un muhasarası sırasında yapılan toplantılarda dahi muhalefetini sürdürmüştür.

Sultan Mehmed Han, bir gece yarısı aniden veziri Çandarlı’nın odasına getirilmesini emretti. O sırada uykuda olan tecrübeli vezir, apar topar hazırlanırken bir taraftan da bunun hayra alamet olmadığının farkındaydı. Öldürüleceğini düşündüğünden eşi ile vedalaştı ve çocuklarını öptü. Padişahının merhametine sığınma adına eline altın dolu tepsiyle Sultan Mehmed Han’ın huzuruna çıktı. Sultan’ı orada İstanbul üzerine çalışır halde buldu. Masasında İstanbul’un haritaları, plan ve projeleri vardı. Sultan Mehmed, gözlerine uyku girmeden geceler boyunca üzerinde çalıştığı bu işte ne kadar ciddi olduğunu o an vezirine göstermişti. Sultan’ın mesajı netti: İstanbul’u istiyordu, veziri bu konuda tavizsiz bir şekilde canını dişine takarak çalışmalıydı. O gece vezirini huzuruna ansızın çağırtarak ona ölüm korkusunu ve merhametini aynı anda tattırmıştı. O gece en güçlü muhalifi, öldürülmeyeceğini anlayan ve mesajı gayet net biçimde alan veziri Çandarlı’dan minnet içinde bu iş için bütün gücünü kullanacağı sözünü almıştı.

Çalışmanın ikinci bölümü olan “Mehmed’in Hayali: Fatih Olmak“ı okumak için tıklayınız.

İSTANBUL’UN FETHİNİN YILDÖNÜMÜNDE ATAM FATİH SULTAN MEHMED HAN VE ASIRLARDIR KORKU SALAN BUGÜN DAHİ SINIRLARININ ÖTESİNDE KUTLU MÜCADELESİNE DEVAM EDEN HZ. PEYGAMBERİN ÖVGÜSÜNE NAİL OLMUŞ KAHRAMAN TÜRK ORDUSUNA SELAM,

TÜM ŞEHİTLERİMİZE RAHMET İLE!

Yazar

Müberra HUDOĞLU

Kaynaklar:

  1. Mufassal Osmanlı Tarihi I.Cilt, Mustafa Cezar
  2. Osmanlı Tarihi, I. Cilt, İsmail Hakkı Uzunçarşılı
  3. TDV İslam Ansiklopedisi Mehmed II, Halil İnalcık
  4. TDV İslam Ansiklopedisi İstanbul: İstanbul’un Fethi, Feridun Emecen
  5. Sorularla Osmanlı, Erhan Afyoncu
  6. Kayı-II Osmanlı Tarihi: Cihan Devleti, Ahmet Şimşirgil

Türk savunma sanayii özelinde savunma sanayii takipçisi ve araştırmacısı.

Subscribe
Bildir
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

İlgini Çekebilir!

Hakimiyet Savaşı | Defence Turk Libya Dosyası

Libya, Türkiye için her dönem tanımlaması ve hakkında fikir edinmesi zor bir ülke olmuştur…