“SAHA 2026, sergilediği nicel büyüklüğün ötesinde, Türk savunma ekosisteminin ulaştığı yapısal olgunluğu ve küresel entegrasyon kapasitesini tescilleyen bir dönüm noktası olarak görülebilir.”
Yusuf Emir Işık
Küresel jeopolitik fay hatlarının yeniden şekillendiği, ticaret savaşlarının yerini teknolojik egemenlik mücadelelerine bıraktığı ve geleneksel güvenlik mimarilerinin asimetrik tehditler karşısında sınandığı bir tarihsel eşikte, savunma sanayii salt bir üretim faaliyeti olmaktan çıktı; devletlerin beka, bağımsızlık ve diplomatik projeksiyon aracı haline geldi.
05-09 Mayıs 2026 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi’nde “Teknolojiye Hükmet, Geleceği Şekillendir” ana temasıyla icra edilen SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı, bu küresel değişiminin okunduğu platformlardan biri olarak kayıtlara geçti. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, ilgili bakanlıklar ve askeri otoritelerin doğrudan desteğiyle düzenlenen organizasyon, Türk savunma ekosisteminin geldiği noktayı göstermesi açısından merkez işlevi gördü. Bu yazıda ise SAHA 2026 Fuarı ve çıktıları değerlendirilmeye çalışılacak.
Kapasite ve Sayılar
SAHA 2026, Türkiye’nin yerli ve milli savunma sanayii hedefleri doğrultusunda ulaştığı üretim kapasitesini sergileyen bir vitrin olmasının yanı sıra; yeni nesil harp konseptlerinin, uzay ekonomisinin, yapay zekâ entegrasyonunun ve tedarik zinciri güvenliğinin tartışıldığı çok boyutlu bir entelektüel zemin sunmaktadır. Fuar kapsamında ortaya çıkan veriler, imzalanan anlaşmalar ve sergilenen teknolojik ürünler, Türkiye’nin savunma ekosisteminin ithal ikameci bir yapıdan, küresel oyun kurucu bir teknoloji ihracatçısı konumuna evrildiğinin kanıtlarını barındırmaktadır. Küresel savunma harcamalarının 2.9 trilyon dolar gibi tarihi bir zirveye ulaştığı ve yıllık %8,1 oranında büyüme kaydettiği bir konjonktürde, devletlerin güvenlik algıları kökten değişmektedir. İkinci Soğuk Savaş olarak adlandırılabilecek bu yeni dönemde, “stratejik özerklik” kavramı hayati bir önem taşımaktadır. Harcamaların %73’ünün sadece 10 ülke tarafından yapıldığı bir düzende, Türkiye’nin %14’lük büyüme hızı ve stratejik derinliğiyle “konsept kurucu” bir üretici olarak ağırlığını artırması tesadüfi değildir. Avrupa savunma harcamalarındaki %116’lık artış, yaşlı kıtanın stratejik özerklik arayışının bir yansıması olarak karşımıza çıkarken, savunma talebi artık coğrafi sınırları aşmaktadır. SAHA 2026’nın ortaya koyduğu ekonomik ve teknolojik hacim ise bu özerkliğin nasıl inşa edileceğine dair somut bir ekosistem modeli oluşturmaktadır.
SAHA 2026 Değerlendirmesi çalışmasının tamamı Defence Turk Dergi 32′nci sayısında.
Çalışmanın tamamını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
SAHA 2026, toplam 400 bin metrekarelik etkinlik alanında gerçekleştirildi. Fuarda 100 bin metrekare kapalı sergi alanı ile 20 bin metrekare açık sergi alanı kullanılırken, sergiler 9 ayrı salonda ziyaretçilerle buluştu. Etkinliğe 1.700’ün üzerinde firma katılım sağladı. Bu firmaların 263’ü, 120’den fazla ülkeden gelen uluslararası katılımcılardan oluştu. Bu bağlamda SAHA 2026, toplamda 148 bin 872 ziyaretçiyi ağırladı. Fuar süresince gerçekleştirilen “B2B (Business to Business – İşletmeden İşletmeye) Görüşmeleri”, organizasyonun ticari omurgasını oluşturdu.
Etkinlik kapsamında toplam 28.947 B2B ikili görüşme gerçekleştirildi ve bu görüşmelerin organizasyonunda yapay zeka destekli “SAHA Match” platformu kullanıldı. Katılımcı firmaları, teknolojik kapasitelerine, tedarik ihtiyaçlarına ve iş birliği potansiyellerine göre eşleştiren bu algoritmik altyapı, görüşmelerin verimliliğini maksimize etmeyi hedefledi ve zaman ve kaynak israfını önlemeyi amaçladı. Bu görüşmelerin uluslararası ayağı, Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı’nın doğrudan destekleri ve vizyonu doğrultusunda yürütülen üç farklı URGE (Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesinin Desteklenmesi) projesi kapsamında şekillendi. Küresel ölçekli ticari alım heyeti faaliyetleri çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri, İtalya, Brezilya, Litvanya, Letonya, Kazakistan, Endonezya, Pakistan, Tayland, Romanya, Ürdün ve Kuveyt gibi jeopolitik ve ticari pazar çeşitliliği sunan 35 farklı ülkeden çok sayıda temsilci getirildi. Sayısal olarak ifade etmek gerekirse, bu stratejik bölgelerden 105 uluslararası firma ve 158 resmi temsilcinin katılımı sağlandı.
Söz konusu delegasyon firmaları ile Türk firmaları arasında yürütülen yoğun temaslar neticesinde etkileşim, salt bir alım-satım ilişkisinin ötesine geçti. Müzakereler, standart tedarik süreçlerinin dışına çıkarak, sektörel bilgi paylaşımını, teknoloji transferini, kapasite inşasını ve ileri teknoloji odaklı ortak ürün geliştirme faaliyetlerini kapsayan çok boyutlu mutabakatlara dönüştü. Özellikle Türk KOBİ’leri için bu görüşmeler, NATO standartlarında üretim yapabilme, küresel tedarik zincirlerinde onaylı tedarikçi statüsü kazanma ve ürünlerini doğrudan uluslararası pazarlara sunabilme açısından paha biçilmez bir ekosistem yarattı.

Tarih, uluslararası ilişkiler ve savunma sanayii araştırmacısı









