Anasayfa Özgün Yazılar 8. Yüzyılda Türk İstihbarat Anlayışı – Bilge Tonyukuk Üzerinden Klasik Çağın Türk İstihbarat Anlayış ve Faaliyetine Bakış ve Çıkarım – 1. Bölük

8. Yüzyılda Türk İstihbarat Anlayışı – Bilge Tonyukuk Üzerinden Klasik Çağın Türk İstihbarat Anlayış ve Faaliyetine Bakış ve Çıkarım – 1. Bölük

0

Baş Söz

Giriş yapmadan bir ön bilgi olarak, makalemizin ana konusuna gelmeden önce bütün bir resmin iyice kavranması ve ağır ihtimal oluşacak kimi soru işaretleri baştan savmak adına ana konunun dışında zorunlu geldiği için çokça başka söz de ettiğimizi söylememiz gerekir. Bu kavrayış için makalemizi belli başlı bölümlere ayırdık ve sonunda çok uzun bir çalışma çıkageldiğinden dizi biçiminde yayımlamaya karar verdik. Özellikle bu makaleyi yazmamıza gerekli malzemeyi bize bırakmış olan yüce ata Tonyukuk’a borcumuzu ödemek ve kendisini hakkıyla anlatmak için özünü anlattığımız bölümü de işbu neden uzun tuttuk. Bunu anlayışla karşılayacağınıza ve bu istihbarat işini kim gör(dür)müş, 8. yy.’da bu değer biçilmez bilgileri kim bırakmış bilmek isteyeceğinizden de eminiz. Elbet, bu bölümleri yine de olabildiğince kısa tutmaya çalıştık nitekim üstüne söylenecek kitapları dolduracak söz var. Yine, makalenin esenliği adına zorunlu olarak kimi yerlerde dil bilimine de girdik. Ancak bu yerler rahatsız edici olmaktan çok zevkli, küçük ve de bilgilendirici ayrıntılar olup bu işin özden bir uğraş olduğunu da gösterir noktalardır ve bundan öte de bu bilimin konumuzu anlamamıza ne denli kilit rol oynadığını da yerli yerince gösterecektir. İlgili yerleri okuduğunuzda bunu muhakkak göreceksiniz. Öbür yandan Türkçenin derinliklerinde üzerine müstakil bir yazı dizisi de başlattığımız askerî söz bilgisine, bunun üzerinden de birazcık da olsa çağın çerici ve de devlet yapısına bakacak oluşumuz işi kiminiz için tümden tatsız tuzsuz kılmayacaktır. İşbu makaleyi başlığında geçen nedeniyle okumak isteyecek ve o neden de açmış olsanız da anılan diğer bilgilerin zorunluluk yönünün dışında iyi olan yanı kimlik şuurunuza önemli katkılarda bulunacağının kuşkusuz olmasıdır.

Bu makalenin sunacağı ve size göstereceği bir diğer olgu da meselemize malzeme edinmiş olduğumuz Türklüğün ilk yazılı kaynakları olan o dönem yazıtaşlarının anlattıklarından günümüzde hemen hemen her yerde yalnızca ”iyi” bulunanları yazılıp çizilirken ”kötü” olanlardan nasıl ders ve veya anlam çıkarılması gerektiği ve de o çağda yitirilmiş olanın ne çetin ve ağır şartlarda geri kazanıldığıdır. Nitekim bir toplum için artı ve iyi yanlarından çok eksi(k) ve zaaflı yanlarını bilmesi çok daha önemlidir; bir deyişle karanlık bilmemiş ışığı da bilemez. Çok özlü bir söz; birisini ya da şeyi korumak istiyorsan güçlü olmalısın, bir şeyi almak, elde etmek istiyorsan daha güçlü olmalısın, ancak bir şeyi geri almak istiyorsan çok güçlü olmalısın; der. İşte o çağın özlü, soylu ve şerefli hikayesi de bu çok çile çekmiş, çok güçlü olmaya azmetmiş ve asla boyun bükmemiş ve bu yüce şerefi canları pahasına bize bırakmış adamların hikayesidir. Türk’ün asırlara damga vuran ve çok sonraları da ve günümüzde de unutulmayan ve hiç unutulmayacak hikayesidir.

Önem ve zevkle okumanız dileğiyle.

Özet

Birinci bölükte malzememizi edindiğimiz çağın görünümüne o görünümde istihbarat bilgi ediniminin son bölükte anlatılacağı üzere nasıl işlediğini daha iyi anlamak adına bir yolculuk yapacağız. Burada çok kısaca değineceğimiz dönem Türk Tarihinde Ahmet Taşağıl Usta’nın önemle ifade ettiği gibi sonraki çağlara etki edecek biçimli bir örnek dönem/model oluşturduğu için de dikkat çekmekte yarar olacaktır. Bu bölüğün bir diğer özelliği dönemin sonsuzluk sözünü taşa vurmuş ulu kişiliklerinin hep bir ağızdan söyledikleri atalarının kazanmış olduğu Türk adı için niçin mücadele ettiklerinin ve bu adın anlamının anlatıldığıdır. Ana konumuzla belki doğrudan ilgisi olmasa da bunun anlanmasında hem konumuz bakımından, hem de konumuzun temas ettiği çağı ve de hatta belki de günümüzde kendimizi anlamamız bakımından pek yararlı olduğu kanısını taşıyoruz. Zaten diğer yandan ilgili malzemeyi irdelerken buraya temas zorunlu olduğundan işbu konuları açmayı en uygun gördük.

İkinci bölük bu bilgileri bize bırakan sahibi ve dönemin en büyük bahadırlarından Bilge Tonyukuk’un kim olduğunu, yazıtaşını niçin dik(tir)tiğini, bu yazıtaşında neler anlattığını inceleyecek, Türk Tarihinin en önemli kişilikler topluluğunda kuşkuya yer bırakmaksızın en başlarda yer alan bu ulumuzu enine boyuna anlatacak. Burada birinci bölüğün aksine alanımıza pek çok yerden temas edeceğiz. Üçüncü ve son bölük ise Tonyukuk’un yazıtaşında bize bıraktığı üzerinden istihbarat bilgilerinin değerlendirilmesi ve üzerinden çıkarım yoluyla edindiğimiz çok güçlü bir kanı ile olmuş olması gelen ağın nasıl çalıştığını kapsayacak ve sonra bir sonuç bölümüne bağlayacak.

Çağın Türk Kağanlığı ve Kabaca Türk Dünyası

Türk adının resmîce hem devlet adı hem de kamu Türk kişisi için üst kimlik adı olarak daha da geniş ve yaygın kullanımına neden olan ad babamız Bumın (Yüz Bin) Kağan südeşleri (bkz.), çerisi ve soydaş diğer Türk boyları ile M.S. 552 yılında Apar Kağanlığı’nı ortadan kaldırdıktan sonra Büyük Türk Kağanlığı‘nı kurmuşlardır. Sonraki süreçlerde kağanlık (imparatorluk) iki özdeğe ayrılıp [M.S. 582] da doğu yakası, yani Moğolistan ve çevre coğrafyada buyruk geçiren doğu tüzüğü (hükümet) M.S. 630 yılında erk yitirip hükümsüz düşünce işbu bölge Türkleri Çin’in sıyasî erk nüfuuzuna girmişlerdir ve devletsiz kalmışlardır. Bu başlayan döneme belki pek çoğunuza bildik bir ifaadeyle Fetret Dönemi denir ve yaklaşık Bilge Tonyukuk’un araya girip başlarda şad olan, sonra kendisinin kağan kıldığı İlteriş Kağan ile kendisinin yolbaşlığında M.S. 682 yılında Türk devletini yeniden tesis etmelerine dek yarım asır sürmüştür.

Burada bir ayrıntıyla anlama için önemli olan, kağanlığın M.S. birinci binyılda dünyada tesis edilmiş en büyük, en kudretli devlet olduğundan ki Mançu topraklarından Kırım’a dek uzanmıştır, buna ek olarak da özellikle Çin’in bölme faaliyetleri ve de doğal felaaketler, kıtlık, hastalık ve son olarak ihanetin yol açıktları nedeniyle yukarıda imlendiği gibi çok uzun olmayan bir süre sonra [M.S. 582] sıyaseten bağımsız iki özdekli Batı Türk Kağanlığı ile Doğu Türk Kağanlığı kollarına ayrılmış olması ve öylece idare edilegeldiğinden Fetret Dönemi girdik ve hemen sonrası için Tonyukuk yazıtaşlarında durumları anlatılan Türklerin en başta ve daha zıyade bu doğu kanadı Türkleri olduğudur.

Sözü edilen sıyasî ayrılmadan önce yine iki yakalı bir tüzüklük olsa da batı tüzüğü doğunun üstünlüğünü tanıyor, ona taabî ve ona çalışır vaziyette olarak tuttuğu yurdu idare ediyor ve böylece büyük coğrafya nedeniyle iki ayrı sıyasî teşekkül olarak hareket edilse de iki özdek bir bütünü, yani ulu kağanlık başkenti Ötüken merkezli Ulu Türk Kağanlığı‘nı oluşturuyor idi. Bumın Kağan ve ardından gelenler doğunun ve doğu ulu tutulduğu için İdi (İye) Kağan iken batıda Bumın Kağan’ın kardeşi İstemi Kağan da uzun bir süre batının kağanı idi. Kendinden sonra gelen Tardu töreyi bir süre daha sürdürdü ise de onun çağında töreye yüz çevrilmiş, Tardu’nun doğuya soğuk bakması ve özellikle de üzerine harekât tasarlanan sıralarda Çin ile gizlice anlaşma hıyanetine girmesi pek çok kötü sonuca götürmüş ve sonunda böylece tümden kopuşu getirmiştir. Bu bağlamca büyük bir ayrıntı olarak M.S. 582 yılında Doğu ve o an için de Bütün Ulu Kağanlığın İdi Kağanı Işbara Kağan Çin’e harekât yaptığı sırada Tardu güçlerini akın aşamasında birden bire Çin’in içlerine ilerletmeyi durdurmuş, savaş yerinden ihanet edip geri çekilmiştir. Bu harekât bir bütün olarak Doğu ile Batı’nın sıyaseten tümden kopmasının kesinleşmesinden önce buluştuğu, birlikte hareket ettiği son seferdir.

Fetret Dönemi süreci başladığında Batı Türk Kağanlığı da koşut olarak yine aynı yıllarda aynı yazıgıya uğramakla erkini yitirmiş ve burada da Türk beğleri Çin’in nüfuuzuna karşı erkinlik mücadeleleri vermişlerdir. O süreç içerisinde hem doğuda ve hem batıda nice soylu şerefli Türk pek çok kıyam hareketi başlatmış, mücadeleyi sürdürmüş nicesi düşmüştür. Bu mücadelelerden bizim kamuoyumuza Kutluğ-Tonyukuk Kıyamı‘nı saymazsak Atsız nedeniyle, ve o da yalnızca Atsız nedeniyle en ve ne yazık ki tek bildik olanı Kür Şad Kıyamı‘dır.

Bir Türk-Moğol kılıcı. Google, girit söz ”монгол сэлэм”

Fetret Dönemi

Fetret Dönemini en iyi anlatan Bilge Tonyukuk’un yazıtaşında giriş söz olarak kullandığı sözdür:

Bilge Tonyukuk ben özüm Tabgaç iliŋe kılıntım. Türk bodun Tabgaçka körür erti.

Bilge Tonyukuk, birinci taş, batı yüz, 1. dize.

Bu söz dil bilgisi bakımından iki yoruma açık:

1. Ben özüm Bilge Tonyukuk Çin iline (ülkesine) kılındım (doğdum). -Benim çağımda- Türk halkı Çin’e taabî idi.

Fetret Dönemi başladık sonrası kimi bölüklerin sonradan Çin’e doğru göç gitmeleri veya bulundukları yerde Çin etkisini daha sonraları duymaları dışında çok sayıda Türk daha en başlarda Çin’in iç kesimleri ile kuzeyine iskan edilmişlerdir. O çağlarda Tonyukuk ve yakınları yahut tüm boyu bu ilk bölüklerden ise Tonyukuk ”tabgaç ili (Çin ili/ülkesi)” sözünü bu neden kullanmıştır çünkü Çin topraklarında dünyaya gelmiştir.

2. Ben özüm Bilge Tonyukuk [-Türk toprakları o çağda Çin sıyasî nüfuuzu altında olduğu için-] Çin devletinin -hükmettiği/Çin devleti geçen Türk topraklarında- doğdum. -Benim çağımda- Türk halkı Çin’e taabî idi.” (En başta dönemin kişisine hitap edildiği için yakın geçmiş üzerine bir bilgi yükü söz konusudur.)

Bu, her türlü gerçektir çünkü M.S. 630 yılı sonrası işbu gerçeklik tüm yurt yüzünde olmasa da vukuu bulmuştur. İl sözünün törü yani “töre, kanun; kural, kaide” anlamları dışında dilimizde “devlet” anlamına gelen sözümüz gibi birincil anlamı ”ülke ve üzerindeki halk” dışında ikincil anlam olarak “devlet” kavramını da yerli yerince karşılayan bir söz olduğunu, Doğu Türk topraklarının da o çağlarda Çin adları altında çok etkili olduğu görülen yeni bir askerî valilik düzeneğince taksim edilip kontrol altına alındığını kısaca işgaal edildiğini düşününce Tonyukuk Türk ancak, Çin sıyasî erki altında olan diğer deyişle Çin askerlerinin kol gezdiği topraklarda da dünyaya gelmiş ve bu neden ”Çin devletinin topraklarımızda hüküm sürdüğü çağda dünyaya geldim” demiş olabilir. Bu durumda ise il sözünün birincil anlamının değil, ikincil anlamının yani ”devlet” anlamının söz konusu olduğuna dikkat edilmeli. Türk toprakları anlattığı çağdan için artık kendi erkleri altında olmadığından bir başkasının hükümranlığına-tahakkümüne (devletine) gönderme yapıyordur ve diğer bir bakışla gerçekliği ifaade etmesinin yanı sıra bir diğer hamleyle Bilge Kağan gibi açıktan olmamakla bir iğnelemede bulunuyordur. Yaşanan ağır şartlar nedeniyle ve de Köl Tiğin yazıtaşını okuduktan sonra benzer bir etki yaratmak için özellikle böylesi bir yönteme başvurmak istemiş olabilir.

Bu kontrolun ise tüm toprak sathında sağlanması M.S. 650 yılını bulduğuna ve Tonyukuk’un doğum çağı M.S. 640lı yıllar gösterildiğine göre kendisinin Türk topraklarının uçlarından daha geride, Çin’e görece daha yakın ve bu neden düşman nüfuuzuna daha erken ve daha çok maaruz kalmış bölgelerden birinde doğduğuna, bundan dolayı da düşman tasalludunu daha en başta en yakından, tüm varlığında en acılı ve ızdıraplı biçimde duyanlardan biri olduğuna dair çıkarımda bulunabiliriz. Bunun, kişiliğinin biçimlenip Bilge Tonyukuk olma sürecinde inanılmaz büyük etki ve katkısı olduğunu söylememiz yerinde olacaktır.

En solda yazıtaşın ilk cümlesi. Görsel sağa devrilince sağdan sola okunur.

İşbu sözü Tonyukuk giriş olarak seçmiştir ve bu sözün yazılı/kazılı olduğu üsükler (harf) diğerlerine bakarak çok daha büyükçe kazılmışlardır ve her iki seçkiden durumların o dönem Türkü için ne denli ağır olduğunu anlamamız mümkündür. Özellikle de Tonyukuk’un bu ilk sözlerini gözler içine sokmak istercesine ilgili yöntemce vurgulaması üzerine düşünülmesi gerek bir husustur. Diğer yandan hem bu hem de bu ağır şartlardan çıkartma ve hatta Hunlardan beri kutsal Türk merkez yurdu Ötüken’e geri kavuşturma mücadelesinde kendisinin çok büyük payına hakkına da yine bu yöntemce vurgu yapmak istemiş denebilir. Burada ”taabî idi” derken Tonyukuk’un ”körür erti (bire bir: görür idi)” sözüne kısacak dikkat vermekte yarar var. Burada geçen eylem sözü günümüzde görmek dediğimiz eylem sözü ve o dönem taabî olmak, bir devlete yönetime hizmet etmek bu biçim anlatılırdı. Günümüzde de ”işimi görüyor (yani bir bakımdan: bana, buyruklarıma bakıyor)”, ”iş gör(dür)mek” vb. deriz. Bu neden de bağımlı, taabî anlamına birkaç başka söz yanı sıra körümlüğ, yani görümlü denir.


Gücünüz yitmiş, tüzüğünüz ortadan kalkmış ve halk, Bilge Kağan’ın yazıtaşında sitem edip hesap sormasına neden öz yurdunu terk etmiştir. Başka bir bakış, daha derin bir görüş almak için dönemin bir diğer ağzını dinleyelim:
Bilge Kağan o günkü şartları ve olanları hiç çekinmeden şu sözlerle anlatacaktı:

Törük Oğuz beğleri bodun eşidiŋ! Üze teŋri basmasar asra yir telinmeser, Törük bodun, iliŋin törüniŋ kim artatı udaçı erti? Törük bodun, ertin ökün! Küreğüŋin üçün iğidmiş bilge kağanıŋın ermiş barmış edgü iliŋe kentü yaŋıltığ, yablak kiğürtüğ! Yaraklığ kantan kelip yaña eltdi, süŋüğlüğ kantan kelipen süre eltdi? Iduk Ötüken Yış Bodun bardığ. İlgerü barığma bardığ, kuurıgaru barığma bardığ. Barduk yirde edgüğ ol erinç: Kanıŋ subça yüğürti, siŋüküŋ tağça yatdı. Beğlik urı oğluŋ kuul boltı, işilik kıız oğluŋ küŋ boltı.

Köl Tiğin yazıtaşı (Bilge Kağan sözleri), doğu yüz, 22.-24. dizelerden.

”Türk Oğuz beğleri -ve- halkı işitin! Üstten gök basmasa, altta yer delinmese, Türk halkı, ilini ve devletini kim bozmağa muktedir idi? Türk halkı, [-yaptığın yanlışlardan/kötü huyundan-] -vaz- geç, pişman ol! Başına buyruk olduğun için seni eğitmiş (beslemiş, doyurmuş, sürekli göz kulak olmuş) bilge kağanının ermiş varmış (ilerlemiş gelişmiş, bayındır) iyi iline kendin yanıldın (yanlış işledin), fitne nifak soktun! [-Yoksa-] Silahlı -düşman- nereden gelip de -seni- dağıtacaktı? Süngülü (”mızrak”) -düşman- nereden gelip de -seni- sürecekti? Kutsal Ötüken Taygası Halkı -buraları terk edip- gittin{iz}. İleriye (doğuya) gideni gittin{iz}, batıya gideni gittin{iz}. Vardık yerde ”kazancınız” şu oldu kuşkusuz: Kanın su gibi aktı, kemiklerin dağ gibi yığıldı. Beğlik erkek oğlun (evlat) kul köle oldu, hanımlık kız oğlun cariye oldu.

Bir başka yerde ise:

Anta kisre inisi eçisin teğ kılınmaduk erinç, oğlı kaŋın teğ kılınmaduk erinç. Biliğsiz kağan olurmış erinç, yablak kağan olurmış erinç. Buyrukı yeme biliğsiz ermiş erinç, yablak ermiş erinç. Beğleri bodunu tüzsüz üçün Tabgaç bodun tebliğin kürlüğin üçün armakçısın üçün, inili eçili kikşürtükin üçün beğli bodunlığ yoŋaşurtukın üçün Törük bodun illedük ilin ıçgınu ıdmış kağanladuk kağanın yitürü ıdmış. Tabgaç bodunka beğlik urı oğlın kul boltı işilik kız oğlın küŋ boltı. Törük beğler Törük adın ıttı. Tabgaçgı beğler Tabgaç atın tutupan Tabgaç kağanka körmiş. Eliğ yıl işiğ küçüğ birmiş. İlgerü kün tuğsıkda Bükli Kağanka teği süleyü birmiş. Kuurıgaru Temir Kapığka teği süleyü birmiş. Tabgaç kağanka ilin törüsin alı birmiş. Törük kara kamağ bodun ança timiş: İlliğ bodun ertim ilim amtı kanı? Kimke iliğ kazganur men, tir ermiş. Kağanlığ bodun ertim, kağanım kanı? Ne kağanka işiğ küçüğ birür men? tir ermiş.

Köl Tiğin yazıtaşı (Bilge Kağan sözleri), doğu yüz, 4.-9. dizelerden.

”Ondan sonra küçük kardeşi ağabeyi gibi yaratılmamış kuşkusuz, evladı babası gibi yaratılmamış kuşkusuz. Akılsız (/hikmetsiz) kağanlar -tahta- oturmuş kuşkusuz, yavuz (kötü) kağanlar tahta oturmuş kuşkusuz. Buyrukları (kumandan) da akılsız imiş kuşkusuz, yavuz imiş kuşkusuz. Beğleri (lord) ve halkı da düzsüz (uyumsuz; itaatsiz) olduğu için, Çin kavmi de hilekâr ve sahtekâr olduğu için, aldayıcı olduğu için, küçük kardeş ve ağabeyi birbirine kışkırttığı için, beğleri ve halkı birbirine düşürdüğü için Türk halkı illediği ilini (kazandığı devletini) kaybedivermiş, kağanladığı kağanını (özünü yönetir sıyasî erk) yitirivermiş. (Böylece) Çin halkına beğlik erkek evladın kul oldu, hanımlık kız evladın cariye oldu. Türk beğleri Türk sanlarını attı. Çinlileşmiş beğler Çin sanlarını tutup Çin kağanına bağlanmış. Elli yıl işi gücü vermiş (hizmet etmiş). İleride (doğuda) gün doğusunda Bükli Kağanına değin sefer edivermiş. Batıda Demir Kapı’ya değin sefer edivermiş. Çin kağanına devletini alıvermiş (kazanıvermiş). Bütün Türk avam tabakası şöyle demiş: Ülkeli (kendi öz ülkesi olan) bir halk idim, ülkem (ş)imdi hani? Kime ülkeler topraklar fethediyorum?, der imiş. Kağanlı (devletli) halk idim, kağanım (gücümü harcayacağım öz yönetimim) hani? Hangi kağana hizmet ederim? der imiş.

Bu satırlar başka bir ulusun yedimi altına giren toplumların sonunun ne beter, ne felaaket ve şeref yok edici olduğunu belki de yer üstünde en iyi anlatan satırlardır.

Türk adı ne demek?

Türk adı/sözü, aslen Törük sözünden gelir ve törü+ük formülünden oluşur. Bunu ilk doğru açan rahmetlik Talat Tekin Usta’dır. Neden bu ve diğerlerinin olamayacağına dair Bilge Yazıtlar kitabını inceleyiniz. Bu formüle Levent Usta’nın günümüzden için verdiği örnek söz “eşik” sözü güzel örnektir. Evin eşinin, yani ruhunun bulunduğu yer anlamına gelir ve Türk inanış geleneğiyle ilgilidir. Bir tür “eşli” demektir. (Bu yüzden de geleneğin izdüşümü olarak oraya hâlâ günümüzde de saygı gösterilir.) Törük sözü de törü, yani töre ve geniş anlamıyla da devlet sahibi demektir. Bu söz aslen kültürel bir ad/tanımdır ve Türk Kara Kuvvetleri‘nin belgisinde geçen M.Ö. 209 ibaaresine kaynaklık eden Büyük Mete Kağan‘ın Çin kağanına gönderdiği mektubundaki ”yay gerenleri birleştirdim” ifaadesince, özellikle at çaparken geriye dönüp ok atabilme erdemleriyle ünlü ve bu neden de Türklük imgelerinden en büyük bir tanesinin oluşmasına neden kırda at üstünde yay geren, keçe evli, koyun ekonomisi sürdüren, avcılık yapan ve o coğrafyanın ve de insanlarının biçimlendirdiği, etkilediği, yaşamı düzenleyen kısacası kişiyi yapan töre doğrultusunda yaşayan insanları bir diğer deyişle kırlı gelenekten gelen insanları anlatır. Haaliyle Türklerce bulunan bir söz olduğundan diğer kırlılar dışında en başta ve özellikle {dil ve soy bakımından} Türkleri anlatır ancak, bu ad yukarıda imlendiğince ötedir resmiyete taşınmış olduğundan bir sıyasî kimliktir de ve dolayısıyla bir devlete bağlılığı da -sıyasî kullanımı doğrultusunda- gösterir; yurtdaşlık anlatıyordur kısaca. Bunu Orkun yazıtaşlarından anlamak mümkündür ve başka bir örnek olarak Bilge Kağan’ın bir ınançı ya da tayançı, dönemin bakanı, Buyruk Çor adında Proto-Moğol köklü birisidir. Zaten asırlardır aynı gelenek, yaşam biçimi ve inanışlarla yana yana yaşanılan Moğolların yalnızca dilleri başkadır ancak, bu konuda da hem soyun hem de dilin ortak ataya gittiğine dair güçlü veri ve önermelerin var olduğunu belirtebiliriz. Aynısı Mançular için de geçerlidir ve Korelilerin güçlü bir Mançu kökü olduğu söylenir. Bir diğer deyişle başka nedenler yanı sıra Türk Keneşi‘ne katılmak istemelerinin altında bu taarihî hafızaanın etkisi, dürtüsünün de var olduğunu söylememiz dayanaksız olmayacaktır.

Bir önceki ”sü” sözü konulu yazımızda Kaşgarlı’nın tasarrufu derken kastımız ayrıntıya girmeden bu ayrım meselesiydi ki, kendi çağında sıyasîden çok kültürel bir olgu söz konusu gözükmektedir. Nitekim bu Törük/Türk adının karşısında ise Türk soylular için kullanılmak suretiyle sıyasetenden çok kültürel ama görünüşe göre sıyasete de etki eder bir bakış açısıyla Tat sözü vardır. Bu söz caahil, töre bilmez anlamına gelir ve işbu neden çölün batısındaki Müslüman Karahan Uygur kendine Türk Uygur, sıyasî varlığına da bir Rus benzetmesi olan ”Karahanlı” değil, Türk Xakanlığı derken çölün öte yanında, Turpan (Turfan) ve çevre coğrafyada bulunan Budist Turpan Uyguruna Tat Uygur demiş, onu yol yordam bilmez, töreden anlamaz görmüş kısaca kendinden yani Türk’ten saymamıştır. Aynını da Turpan Uygur Türkü kendisi ve karşısındaki için yapmıştır. Örneğin çok değerli bir dil bilginimiz olan Şıŋko Şeli Tutuŋ Çinceden aktardığı bir çevrişinin dili için “türk uygur tili”, yani Türk Uygur dili der. Bu konuda özellikle Bilge Yazıtlar adlı kitapta çokça bilgi vardır. Bir başka parantezle kimse Türk Kağanlığı, yaygın ama yanlış tanımıyla Göktürk yapısından sonra Türk adını atmış veya unutmuş değildir. Özellikle Oğuzların Türk+men adıyla anılmaları yine çok önemli ve üzerine düşünülmesi gereken çok ciddi bir husustur ve Oğuz Türklerini elimizdeki kaynaklarca şu anki duruma göre Oğuz adları yanı sıra ilk böyle anan da Kaşgarlı Mahmud’tur. Hatta Karluk gibi Türkler için de bu adı kullanmaktadır ve bunlar çok düşündürücü ancak burada ayrıntısına daha girmeyeceğimiz hususlardır.

İşbu neden Kaşgarlı Mahmud’un o eşsiz ve devaasa eserinde iki, ihtiyatla da üç ayrı ”tat” maddesinin olduğuna değinmek yararlı olacaktır. Birisi “Uygur kâfirleri”dir, yani kendi “tasarruf”larında Budist Turpan Uygur Türklerini anlatır. İkincisi ise ”pek çok Türk lehçesinde Farslar”dır. Buradan da tat sözünün esaasında ne tür bir anlam kaplamında olduğu ayrıca anlaşılıyor ve Türk soylular dışında zerrece sevilmeyenler için bile Çinliler daahil kullanılabildiğine tanık oluyoruz. Aynı olmamak ancak yine benzer bir bakış ve uygulamayla yerleşik/oturak Oğuzlara diğer Oğuzların yatmak eyleminden yatuk sözünü kullandıklarını da ekleyebiliriz. Yine Oğuzların Farsları îma için kullandığı bir ifaade olarak sukak (ak ceylan) dediklerini yine Kaşgarlı Mahmud aktarır. Üçüncü maddenin karşısında ise, ”kılıç ya da benzer şeylerin üzerinde oluşan pas,” yazılıdır. Bu tat sözünü günümüzde Güney Azerbaycan Türkleri asırlar geçmesine karşına hâlâ Farslar için kullandıkları gibi yabancılar için de kullanır. Bu söz bizde de kimi doğal ağızlarımızda daha yaşar; çalışkan, dürüst ve emek yanlısı görülmeyen kişi ve kesimler böyle adlandırılırlar. Bunun dışında yabancılar için olağan geçer sözün yaat/yad kişi, başka özel bir sözle de hiç Türkçe bilmeyen yabancılar için somlım dendiğini de ekleyelim.

Bu kavramlarda derin kültürel kodlar söz konusudur ve bu sözlerin kullanımları, yer değiştirmeleri de derinde yatan bu kod üzerinden gerçekleşmiş, örneğin tat sözü hiç haz edilmeyen Farsları bile anlatır olmuştur. Diğer yandan Selçuklu çağına taarihlenen Bahşayış bin Çalıça Sözlüğü’nde Türk adı karşısında ”kır yaşamı süren, (yarı) göçebe” gibi bir anlamın geçmesini de yine yukarıda resmini çizdiğimiz kır geleneğine, aynı kültürel kod olgusuna bağlayabiliriz ve durum bu iken ancak, aynı sözlükte ”Türkî” maddesinin karşısında ”tüm Türklerin konuştuğu dil” kaydı karşımıza çıkar ve geçmiş tüm Anadolu toprakları yazarları hem de günümüzde Güney Azerbaycan Türkleri dilleri için Türkî derler. Daha sonraları ise, Osman (ya da dillendirilen sav doğruysa doğru adıyla Ataman) çağı Türk İmparatorluğu’nda da Türk ile Türkmen ayrımından söz etmek mümkündür ki ilki şehirli Türkü anlatırken diğerinin Yörükler (nüfus kayıtlarında geçen Yörükân Taifesi, Türkmân Taifesi, vs.) gibi yörüğen, yani yürüğen olan, kırlı-taşralı, yarı göçebe yani gelenekli yaşam tarzını sürdüren Türkleri anlattığı görülür. Belki Kaşgarlı’da da çok sezilmese ve kendisi de belirtmese de aynı bir Türk-Türkmen ayrımı vardır ve bu Türkmen adı da yine aynı bu kültürel gerçeklik içerisinde oluşmuş bir addır. Aynı Kaşgarlı ise eserine Türk Dilleri Divaanı adını koymuş ve bir harita ile de Türk Dünyasını çizip hangi Türklerin nerede oturduğunu göstermiştir. Bu harita ayrıca kendi öz değerinin dışında bir dünya haritasında Japonya’yı gösterir ilk harita olmasıyla da bir ilklik barındırır ve bu neden ayrıca önemli bir konumdadır. Dolayısıyla ve her haalükârda Türk adının taarih içindeki kullanımını, serüvenini çok iyi anlamalıdır.

İşte, Bilge Tonyukuk da pek çok diğer ulu kişi gibi bu kazanılmış ve şereflenmiş, o dönemde yüceltilmiş için kullanılan deyimiyle yukarı kaldırılmış adın ve o adın temsil ettiği büyük fikriyatın, yüce ülkünün savunmacılarındandır ve adı da ülküyü de kaderine terk etmek istememektedir ve yaptığı her ne varsa, çektiği ne çile varsa bu ülkü bu daava yolunadır. Böyle olduğu için yukarıda geçen nedenlerden bu aynı anda sıyasî bir aidiyet, bir tür ideoloji, bir dünya görüşüdür. Yani kişiyi yapan ve ona yaşamda bir anlam, bir amaç biçen ve uğrunda kendini her tür harcadığı kimliktir. Bir var oluş gaye ve mücadelesidir. Kazanılmış olan bu ada sahip çıkış ve anlam yüklemedir. Bu felsefeyi özsinen ve günümüze gurur ve şeref duyduğumuz tüm bilinen o mirası bırakacak uzgörü ve fikrî derinliğe iye olan birileri var ve bu kendi demeleriyle kazganduk (“kaz(g)anılmış”), kutlulanmış adın yitmesini istemiyor, sonsuza değin, o dönemin sözüyle beŋgü (gnmz. bengü, bengi) yaşamasını istiyorlardır. Bunu, bütün varımızda yaşadığımız gibi, başarmışlardır. Burada, sosyolojik bir durumun olduğuna ayrıca dikkat ediniz.

Orkun Çağlanı. Moğol fotoğrafçı Bayar Balgantseren’den.

Bilge Kağan bu durumu yazıtaşında şöyle ifaade eder:

Kaŋımız eçimiz kazganmış bodun atı küsi yok bolmazun tiyin Törük bodun üçün tün udımadım küntüz olurmadım.

Bilge Kağan, doğu yüz, 22. dizeden.

Babamızın amcamızın kazanmış (yaratmış, yüceltmiş) olduğu ulus* adı ünü (şan şerefi, adı saanı) yok olmasın diye Türk ulusu için tün (gece) uyumadım, gündüz oturmadım.

*Bu yerde anlattığımız nedenlerden ötürü ulus/millet sözünü kullanmak doğru bir seçim olacaktır. Çünkü bu ad altında aynı dili konuşan, aynı kültürü paylaşan, aynı inanca ve aynı geçmişe sahip insanlar kast edilmektedir ve nedeni de aynı Mete Kağan’ın kendi çağında aynısını kıldığı ve o sinerjiyi ötelere taşımağa muktedir olması ile ve gibi Bumın Kağan çağında bir kez daha sarsılmamak üzere yaratılmış sosyolojik ve de sıyasî başarıdır, örnek modeldir. Bu güçlü, birleştirici ulus -üst- kimlik adı ve fikriyatı öyle inanılmaz büyük etki yaratmıştır ki hiçbir çağ yok olmamak üzere ölümsüzleşmiştir ve günümüz Türk Keneşi girişimi bunun son halkasıdır.

Bilge Tonyukuk’sa bu büyük ülkü uğrunda verdiği büyük mücadeleyi yazıtaşının sonunda şu sözlerle anlatır:

Tün udımatı kün olurmatı kızıl kanım töküti kara terim yüğürti işiğ küçüğ bertim ük.

Bilge Tonyukuk, ikinci taş, doğu yüz, 1.-2. dizelerden.

Gece uyumayarak, gün oturmayarak kızıl kanımı döküp, kara terimi akıtıp ülkeme devletime hizmet ettim hiç süphesiz.

Öz sözle Türk adı, asırlar içinde karılıp kıvama gelip meydana gelmiş, artık doruğuna ulaşmış, tamam olmuş bir medeniyeti, bir medeniyet anlayışını, bir ufku vizyonu anlatıyor, temsil ediyordu. Ne kendisi ne de uğrunda verilecek mücadele terk edilemezdi. Bumın Kağangilin ise bu adı seçmelerinden daha büyük, daha güzel bir seçimleri olamazdı ki günümüzde bile bu ad, pek çoğumuz ne yazık ki aslını geçmişini bilmesek de bize ne olduğumuzu, kim olduğumuzu ve nereden geldiğimizi, uğrunda niçin mücadele edildiğini ve edilmesi gerektiğini en güzel bir biçimde en büyük bir kılağuz gibi göstermekte ve bu kod Büyük Atatürk‘ün ”Ne mutlu Türk’üm diyene” sözüne ayrı bir anahtar olmaktadır.

Buraya dek çağın görüntüsünü ve o çağda yolunda mücadele edilen Türk adının hangi anlam ve ülküyü kapsadığını gördük. İkinci bölük yakında çıkacak olup enine boyuna Bilge Tonyukuk ve Sonsuzluk Taşını irdeyecek. Burada askerî terminoloji vb. gibi pek çok konuya değinmekle Bilge Tonyukuk üzerinden belirli biçimde dönemin çerici yapısı ve devlet işleyişine de göz atacağız. Bu ise ana konumuza götürecek son basamak olacaktır.

Kaynakça

İşbu makale için Mehmet Levent Kaya Usta’nın bu çalışmamızda bize çokça yol gösteren üç büyük (Bilge Tonyukuk, Bilge Kağan ile Köl Tiğin) yazıtaşın günümüz Türkçeye aktarması yanı sıra dönemin töresi, geleneği ve inancı içinde yörüğünü/tefsirini içeren Bilge Yazıtlar – Bilge Kağan ve Bilge Tonyukuk’un Yazdırdığı Yazıtların Bölgenin Yaşam Biçimi Bağlamında Yörüğü (Kitap Otağı Yayınevi, Kasım 2018) adlı çalışması ve konusunda en iyi, en kapsamlı ve açıklayıcı çalışma olan Ahmet Taşağıl Usta’nın Göktürkler 1-2-3 (Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2014) çalışmasına davranılmıştır. Yine Çölde Dor adlı çalışmadan da yararlanılmış, Kaşgarlı’nın eseri için Kabalcı baskısı kullanılmıştır.

Görseller

Görseller, Cengiz Alyılmaz Usta’nın Orkun yazıtaşlarının son durumunu ve tüm metnini yeni bir çalışmayla gözden geçirilmiş biçimde veren Orhun Yazıtlarının Bugünkü Durumu adlı çalışmasına eklenmiş çekimlerden alınmadır. Kapak görsel günümüzde alanında çalışmalar süren ve bir müze yapılması düşünülen Tonyukuk’un barkının (türbe, yapı) yerinde bir heykeli gösterir. Bölgede pek çok heykelde böyle başlar vurulmuş durumdadır.

*

Makalenin fikrî mülkiyeti tümden Defence Turk‘e aittir. Defence Turk adı belirtilerek ve Kaynakça dikkate alınarak kullanılabilir, paylaşılabilir.

Küpçüoğlu Caner Çetin

 Defence Turk 

İlgini Çelebilir!

ABD Donanma Stratejileri, Operasyonları ve Politikası

Bu çalışma Birleşik Devletler Donanması politikalarının, stratejilerinin, planlarının ve o…