Anasayfa Yazılar Tekerlekli ve Paletli Zırhlı Araçlar Sektörüne Özel Bakış

Tekerlekli ve Paletli Zırhlı Araçlar Sektörüne Özel Bakış

0

Merhaba, oldukça sıra dışı bir makale okuyacaksınız. Tespitlerin yanında öneriler ve yenilikler de içeren bir makale. Dolayısıyla bu çalışmaya başlamadan önce, tanımları ayırmamız gerektiğine inanıyorum. Bu kapsamda çalışmayı bazı ana bölümler halinde inşa ettim. Her bölümde farklı bir sorunun cevabını multi-disiplinel bir bakış ve geçmiş harp tecrübeleri ışığında arayacağız. Kısaca bunlar:

  • Dünya üzerindeki zırhlı araçlar ve yakın geleceğine dair eğilimler.
  • Ülkemizin bu alandaki eğilim ve realiteleri.
  • Bir savaş durumu bu realiteleri nasıl ve hangi ölçüde değiştirir?
  • Kar etmek için ve olası bir savaş sonrasında da fayda sağlayabilmek için yatırımlar ve doğru yaklaşımlar.
  • Sonuç
  • Notlar
  • Ekler

Dünya Üzerindeki Zırhlı Araçlar ve Yakın Gelecekteki Eğilimler:

Ana Muharebe Tankı (AMT) akımının şeklen aynen fakat zayıflayarak devam ettiğini görüyoruz. Bu konuda birçok alternatif konmaya başladı. İtalyan Centauro 1 / 2 (120 mm.) ve Japon Tip 16 gibi tekerlekli sistemlerin, AMT ateş gücüyle birlikte ortaya çıktığını görmekteyiz. Daha alçak siluetli bir şasi üzerine inşa edilen bu sistemler, adanmış platformlar olarak öne çıkmakta. Hafif ve orta ağırlıktaki tank sınıflarında da ciddi bir hareketlenme mevcut. Birçok zırhlı personel taşıyıcı sınıfı araç, tank ateş gücüyle hafif yada orta bir tanka dönüştürülmekte. Bu kapsamda batıda popüler olan 105 ve 90 mm.lik Cockerill kuleleri birçok firmamız tarafından da denenmektedir ve FNSS&Pindad Kaplan MT orta sınıf tankının ana silah sistemini oluşturmaktadır.

Ayrıca Otokar yine BAE projesiyle birlikte Rus yapımı BMP-3 kulesi ve silah sistemi hakkında ciddi bilgi ve tecrübe edinmiştir. Rus ve Çin ordusunda mevcut bu tip sistemler ve hem direkt hem de dik ateş açılı havan sistemleri ise, ülkemiz dahil batılı ekolü orduların dikkatinden uzak kalmaktadır. (Maalesef)

Amfibi özelliğinden fedakarlık edilerek ağır zırhlı personel taşıyıcıların da bazı ülkelerde popüler olmaya başladığını görmekteyiz. Bununla, ağır düşman ateşi altında, piyadelerle ve ateş destek unsurlarıyla birlikte, düşman cephesini yarabilecek, aktif koruma sistemlerine, panaromik dış görüntüleme sistemlerine, ağ merkezli harp kabiliyetine sahip bir güç arzu edildiği muhakkaktır.

Alman Puma, İsrail Namer ve buna direkt ilave etmek doğru olur mu bilemiyorum ama Otokar Tulpar aracı da bu akımın bir ürünüdür. Benzeri bir yaklaşımı yeni nesil Rus Armata muharebe araçları ailesinde de görmekteyiz. Fakat Ruslar bu hususta düşük rakamlı siparişleri ile daha çok deneyim biriktirmek ve gelecek için yaklaşımlarını bu kullanım tecrübeleri ışığında şekillendirmek istemekteler. Açıkçası bu hususta kendilerine hak veriyorum. 2. Dünya savaşından günümüze piyade desteği olmayan bir zırhlı harekat yada zırh desteği olmayan bir piyade harekatı başarıya ulaşamamıştır. Fakat son derece ağır ve pahalı bir platformu, bu desteği sağlamak için direkt ön cepheye koymadan önce biraz daha düşünmek ve konuyu tartmak gerekmekte değil midir?

Tekerlekli zırhlı muharebe araçlarında pazar hızla büyüyor

Hafif ve orta ağırlık sınıfında, tekerlekli zırhlı muharebe araçlarında ise pazar hızla büyümektedir. Zira günümüzde yaşanan asimetrik muharebelerin sıklığı ve gereksinimleri ağır zırhlı birliklerin harekat konseptine uymamaktadır. EYP, RPG, mayın vb. ulaşımı kolay ve ucuz silahların tehdidi altındaki, tekerlekli araçlarda, zırh korumasının gittikçe arttığını görmekteyiz. Artan zırh korumasına paralel olarak silahların çapının ve çeşitliliğinin de arttığını görüyoruz.

Ana topçu sistemlerinde 40 mm ve üzeri bir eğilim gözlenirken, araçlar ATGM başta birçok farklı silah sistemleriyle de donatılıyor. Daha pahalı ve karmaşık/teknolojik sensörler ile doluyor. Sonuçta tekerlekli zırhlı araçlar bir bakış açısıyla evrim geçirirken, diğer bir bakış açısıyla yaratılış amacından sapmaya başlıyor.

TSK’nın yukarıda görmüş olduğunuz çok ve çeşitli silah sistemleriyle donatılmış platformlara soğuk yaklaştığını söyleyebiliriz. Fakat envanterine kattığı daha basit ve tek amaçlı sistemlerin ise daha hesaplı ve daha kullanışlı olduğunu kesinlikle söyleyemeyiz. Burada ciddi bir ikilem ve ilginçlik göze batmakta. Konuya daha sonra detaylı değineceğiz.

Günümüzde giderek  popülerlik kazanmaya başlayan bir diğer alan da, İnsansız Kara Araçları’dır. Konuya Zırhlı Araçlar Sektörü gözünden bakılacak olursa, bu araçları üç + bir ayrı sınıfa ayırmak mümkündür. Çünkü hafif sınıftaki araçlar bu sektörün ilgi ve kabiliyet alanı dışında kalmaktadır.

Bu nedenle:

  1. 200 – 500 kg arası hafif araçlar.
  2. 500 – 2500 kg arası orta sınıf araçlar.
  3. 2500 kg ve üzeri ağır araçlar.
  4. İnsansız hale getirilmiş, insanlı zırhlı araçlardan bahsedebiliriz.

Konuyu görev tanımı açısından ele alır isek konu daha da karmaşıklaşmaya başlamaktadır. Zira silahlı ya da silahsız birçok farklı görev tanımı ve tali iş kolları için bu araçların kullanımı mümkündür. İlk etapta istihkam alanında çeşitli görevleri üstlenecek uzaktan kumandalı iş makineleri parkı kurma arzusuyla başlayan bu macera, giderek silahlanmakta ve hala evrimini sürdürmektedir.

Fakat burada bir hususu önemle vurgulamak isterim. Elinde bir kumanda konsolu yada çantası olan personel tarafından kullanılan bu araçların gerçek handikabı, yetenekleri değil kullanım konseptlerinin kısırlığında yatmaktadır. Örneğin bir işi yapmak amacıyla hayli fazla bilgisayar programı bulabilirsiniz. Ama seçeceğiniz ve kullanacağınız program, ara yüzü en düzgün ve anlaşılır olan, basit kullanımlı, kullanıcı dostu ve ihtiyaçlarınızı karşılayan olacaktır. Bu nedenle bir İKA ailesi geliştirmeden önce, kullanıcı için kullanım konsepti geliştirmek büyük önem arz etmektedir.

Örneğin;

  • AR (Artırılmış Gerçeklik) / MR / VR arayüzleriyle ve donanımlarıyla komuta edilebiliyor mu?
  • Sesli komuttan anlıyor mu?
  • Askeri el işaretlerimi, AR kamera görüş açısında tuttuğumda, kastımı anlayabiliyor mu?
  • Bir tüfek aparatı sayesinde, baktığım ve nişan aldığım yere bakabiliyor ve nişan alabiliyor mu?
  • Aynı aparatla vb. yöntemlerle onu tali bir göreve, yada boş bir cepheye göz kulak olması için yollayabiliyor muyum?
  • Waypoint’ler (yol noktası) atayarak akıllı bir seyir icra etmesini sağlayabiliyor muyum?
  • Arkamı kollayabiliyor mu?
  • Bazı bölgelerin sorumluluğunu alıp nöbetçilik yapabiliyor mu? Yakaladığı bir görüntüyü anında benimle paylaşabiliyor mu?
  • Park pozisyonu aldığında, belki bir faraday kafesi içerisinde, askeri ve sivil pillerimi, telefonlarımı, telsizlerimi şarj edebiliyor mu?
  • Benim için, kendisi için değil, hangi ilave faydalı yükleri ve imkanları taşıyacak?
  • İçeri çekilebilen bir elektrik süpürgesi kablosu misali, üstündeki kablolara monte kamera ve sensörleri uzatarak, (yada kablosuz) bir gözetleme ağı kurabilir ve savaş ortasında iki saat sağlıklı uyku uyuyabilir miyim?

Gördüğünüz üzere birçok firma İKA’lar üzerinde çalışıyor, fakat neredeyse hiçbiri bunların nasıl ideal biçimde, basitçe, uygun aparatlarla ve savaş alanının kaosu içinde kullanılabileceğine dair fikir yürütmüyor. Zırhlı araçlarımızla ilgili firmaların bu alanda yer almasının anahtarının, doğru ve devrimsel kullanım teknikleri geliştirmekle başlaması gerektiğini düşünüyorum.

Not: Bu husustaki çaba sarf etmeye ve yazılım yatırımları yapmaya gönüllü bir firmamız olursa şunu belirtmek isterim.  Bu yatırımların beklemediğiniz ilave kullanım alanları da mevcuttur. Şahsımla temasa geçmenizi öneririm. Zira meselenin derinliklerini ileride yüz yüze izah etmek daha doğru olacaktır.

Ayrıca şunu da özellikle vurgulamak isterim. Burada da görmekte olduğunuz üzere, askeri sanatların bir öğrencisi, teknoloji ve multi-disiplinel bir bakışın filozofu, özgün çözümler de üretebilen bir analizci olarak, üzerinde çalıştığım konu ve fikirler hem ulusal hem ticari sır kapsamındaki hususlara sıklıkla girip çıkmaktadır. Kabiliyetlerimi anlamak isteyenlere ve imkanı olanlara ispat etmek için açık yazılar kaleme alsam bile, ancak buz dağının üzerini siz değerli okurlarıma yansıtabilmekteyim. Bu hususta anlayış göstermeye devam etmenizi rica edeceğim.

ATV’ler

Bir diğer büyük boşluk ise ATV adı verilen (All Terrain Vechile) alanda henüz tam ve olgunlaşmış bir zırhlı araçlar ailesinin mevcut olmayışıdır. Küçük ama yüksek adette ve kalın tekerleklere sahip, bu araç aileleri, çöl şartları için özellikle göz dolduran ve faydalı bir yapı sunmaktadırlar. Fakat dizayn ve zırhlandırma açısından maalesef günümüz asimetrik ve simetrik muharebe koşullarının ihtiyaçlarına cevap verememekteler. Bu konunun zırhlı araç sektörümüz tarafından ele alınmasında sayısız fayda mevcuttur. Konudaki fikir ve önerilerim ayrı bir çalışma konusu olabilecek kadar derin olduğu için, şimdilik kaydıyla teferruata girmiyorum efendim.

Modernizasyon ve ikinci el satış pazarı

Dünyada ikinci el, eski ve yeni ana muharebe tankı başta ağır silahlı zırhlı araç modellerine yönelik, ciddi bir modernizasyon ve satış pazarı doğmaktadır. TSK birçok eski model tankını, terörle mücadele kapsamında yıllardır başarıyla kullanmaktadır. Benzeri süreçler, ciddi düşman direnci beklenmeyen yada ölçülebilir / öngörülebilir direnç araçlarının var olduğu birçok diğer ülke için de geçerlidir. Bu tip alanlar için direkt ateş desteği sağlayacak insanlı bir tankın, çok ahım şahım özelliklere sahip, modern ve pahalı bir güç olmasına gerek ve ihtiyaç yoktur. Pakistan kuzey sınır bölgesi için, Sırbistan tarafından modernize edilmiş 500 kadar 2. El T-54/55 almakta sakınca görmemiştir. Kanada’nın C2 model Leopard 1 tankları, Afganistan’da beğeni ve güven toplamıştır. Bunlar bilindik, tanıdık, basit teknolojiye sahip, hesaplı ve zırhlı ateş gücü arayışı için, ciddi ipucu barındıran gelişmelerdir. Konu farklı bir bakış açısıyla yoğrulur ise, ciddi bir pazar ortaya çıkarma potansiyeline sahiptir.

Bu kapsamda birden fazla farklı yönelimler ortaya çıkmaktadır. Az önce bahsettiğimiz gibi, başka bir ülke tarafından modernize edilmiş 2. el tank alımı bunlardan biridir. Güney Kore’nin en gelişmiş K2 tankına uluslar arası pazar ararken, daha modern imkanlarla donatılmış (bir nevi modernize ama sıfır kilometre) önceki nesil K1 tankı üretim hattını tekrar açması da bir başka yaklaşımdır. Tank yerine orta kalibreli topları uzun süredir başarıyla kullanan, bu kuleleri hareket kabiliyeti yüksek ve hafif tekerlekli zırhlı araçlar üzerine konumlandırmış, Fransız ve Güney Afrika yaklaşım ve çözümleri de kesinlikle dikkate alınmalıdır. Makalenin başında andığımız “Mobile Protected Fire Power” yaklaşımı ve ulusların bu konuda farklı bakış ve ihtiyaç tanımları da bu kapsamda tekrar zikredilmesi gereken bir husustur. Sonuç olarak zaman insanlara değişimi vahyetmekte fakat onun akış hızı da, alışkanlıklarına saplanmış insanların ve mekanizmaların sınırlarını zorlamaktadır.

Ülkemizin Tank ve Zırhlı Muharebe Araçları Üzerinde Eğilim ve Realiteleri:

Gerek yurt içinde terörle mücadele alanında, gerekse Suriye ve Irak başta olmak üzere asimetrik harp alanında, derin tecrübeler ve arazi koşullarıyla şekillenmiş bir zırhlı araçlar tecrübesine sahibiz. Konuyu özetlemek gerekirse, EYP ve benzeri her türlü tuzaklara ve birleşik pusulara dayanıklı, dünya standartlarından daha korunaklı ve sağlam zırh beklentilerine sahip, uzaktan komutalı silah istasyonlarıyla düşmanı ateş baskısı altına alabilen, çevik ve modern sistemlerle donatılmış, bir kara aracı isterleri oluştu. Bu isterler doğrultusunda üretilen yerli ürünler ise, yurt dışından da beğeni ve sipariş toplayabildi. Özellikle asimetrik harp alanında uğraş veren birçok ülke için özgün çözümlerimiz, diğer rakiplerimizden daha çok tercih edilir durumda. Elimizdeki zırh kapasitesi yetersiz araçlarımız ise hızla geri hizmetlere çekilmeye başlandı.

Fakat bu yenilenme sürecinin ağır bir politik tercihle yönlendirildiğini görmekteyiz. BMC grubu bu hususta merkezi bir konumlanmaya getirilmek üzere sürekli desteklenmektedir. FNSS ve Nurol yeterli miktarda ihale ile beslenerek kabiliyetlerini korumaktadır. Koç Otokar grubu ise açık bir negatif ayrımcılığın hedefi olma durumundadır. Siyasi iktidara yakın birçok irili ufaklı işletmeler de pastadan payını almaktadırlar. Bu nedenle yakın ve belki de orta vadede, Türkiye içindeki yerli temin ihalelerine adalet arayışında olmak gerçekçi değildir. Bu durum da gelişimini sürdürülebilir kılmak isteyen tüm zırhlı araç üreticilerinin, çeşitli seviyelerde ihracat, ortak üretim yada yurt dışı yatırımlarına girmesini gerektirecektir.

Altay Ana Muharebe Tankı

Altay AMT / Asimetrik Harp Tankı (AHT) macerası zaten malumunuzdur. Bu husustaki politik yanlışlıklar nedeniyle TSK yönünü kabuk/koruma ağırlıklı tank modernizasyonu projelerine çevirerek, günü kurtarmaya çaba sarf etmektedir. Ayrıca Altay programının fazlara ayrılması ve yeni tanımlamalar eklenmesi, çeşitli alt Ar-Ge süreçleriyle bu hususta ciddi ilave gecikmeler yaşanacağını da göstermektedir. Özellikle T2 ve T3 fazlarına gelindiğinde. T1 fazı ise politik hedeflere matuf “yaptık ve hizmete aldık” deme amaçlı şekilleniyor gibi farz edilebilir.

Hem batı hem de doğu ordularında, zırhlı muharebe araçlarını birden fazla silah sistemiyle donatmak, çok kullanımlı hale getirmek eğilimi gözlemlenmektedir. Topun yanında ATGM de bulundurmak mesela. Çeşitli güdümlü / güdümsüz roketler koymak. Namludan atılan güdümlü mühimmat seçenekleri de sunmak. İHA / Dron entegrasyonu sağlamak. Belki bunları intihar amaçlı patlayıcı yüklerle donatmak. MANPADS vb. alçak irtifa hava savunma sistemleri entegre etmek.

Türkiye’de konsept

Ana kuleden ayrıca bir UKSS entegrasyonu da düşünmek. Bu eğilimlere örneklerdir. Bununla birlikte TSK hala tek bir silah sistemiyle, tek bir göreve adanmış araçları, bir bütünün parçaları halinde kullanma konseptini tercih ediyor görünmektedir. Bunun daha pahalı ve kalabalık bir yol seçimi olduğunda hemfikir olduğumuz kanaatindeyim. Özellikle asimetrik harp koşulları altındayken. Fakat askeri makamlar tercihini bu yönde yapmıştır ve göründüğü kadarıyla sürdürmeye de devam edecektir.

İnsansız kara araçlarında ise, politik derinliğe ama vizyon sığlığına sahip sayısız yerli firmanın çalışmalar yaptığını görmekteyiz. Kişisel kanaatim 100 üzerinden 10 birim fayda sağlayacak sistemler için, 100 olması gerekirken 300 birim yatırım yapmakta olduğumuz yönündedir. Bu alanda TSK, Endüstri ve Siyasi İradeler yarayışlı bir vizyon ve konsept yaratma kabiliyetinden maalesef mahrumdur. Ayrıca sahadaki askerin katkıları, istek ve ihtiyaçları, eleştirileri, yüksek can kaybı ile mecburiyet kazanmadığı müddetçe dinlenilmemektedir.

Bu husustaki en büyük zaafımız ise, hedef odaklı, neden-sonuç ilişkisi içinde mantıklı, düşünce ve değerlendirme sistemleri kurarak, “özgün ve basit silah sistemlerini” geliştirme ve uygulamaya sokma hususundaki aşırı kabiliyetsizliğimizdir. Bunda şüphesiz MKE kurumunun ve onu destekleyecek şekilde yapılandırılmış yasal altyapıların rolü büyüktür. Fakat kabahat sadece MKE üzerine atılamayacak kadar yüksek seviyededir. (Bu hususta özgün bir proje örneğimi görmek için lütfen Ek-1’e bakınız.)

Fırat M60T Projesi Kapsamında modernize edilen (aktif koruma sistemi hariç) M60T

Modernizasyon projeleri

Modernizasyon programları ise günümüz TSK’sında oldukça büyük bir yer tutmaya başlamıştır. Yurt dışından teknoloji ve komponent tedariki ve yurt içi geliştirilen çözümlerle de harmanlanan, geniş yelpazede bir modernizasyon projesine sahibiz. Bu kapsamda ilk sırayı zaten güvenilirliğiyle kendini ispatlamış, İsrail tarafından modernize edilmiş, M-60T tanklarının eksikliklerini gidermek üzerine atıyoruz. Ardından ise zırh ve öz savunma alanında güçlendirilmiş, fakat motor, transmisyon ve yürür aksamına dokunulmayacak, M-60A3 tanklarının modernizasyonu gelecek. Leopard 2 tankları için açık bir niyet beyanı olsa da, modernizasyonun zamanı ve içeriği hala kesinleşmemiş durumda. Yurt dışında ise T-72 başta birçok Rus yapımı tankın modernizasyonunda çaba sarf ettik.

Fakat konu modernizasyondan açıldığında bazı gerçekleri söylemek gerekir. Bir malzeme eskidiği ölçüde arıza çıkarma sıklığı da artmaktadır. Ayrıca teknoloji hızla gelişmektedir. Her yeni ürün bu teknoloji etkisiyle daha az arıza yapan, daha az bakım isteyen, daha kolay onarılır bir yapıya bürünmektedir. Malum Süleyman Şah Türbesi’nin taşınma operasyonu sırasında, birçok zırhlı aracımız yolda kalmıştı. Yine benzeri sebeplerle elimizdeki eski M-113 zırhlı personel taşıyıcılarını, adet bolluğuna rağmen ÖSO kullanımına vermiyor, daha modern ACV-15 platformunu dağıtıyoruz. (Elbette başka sebepleri de var.) Bu durum da modernizasyonun kapsam ve içeriğini daha önemli hale getirirken, yeni yerli üretimin cazibesini de arttırmak yönünde bir akıma bizi yönlendiriyor. En azından teorik düzlemde.

Başkalarının yanlış ve doğrularını, tecrübelerini, kendi tecrübelerimizle harmanlayamamaktayız.”

Bu fikirlerin teorik düzlemde kalmasının başlıca bir sebebi de, gerek kullanıcı gerekse tedarik makamlarının konuya at gözlüğü ile, dar bir açıda yaklaşmasıdır. Evet, TSK’da savunma sanayi kuruluşlarımız da zırhlı araç üzerinde oldukça ciddi bir tecrübe ve birikim sahibidir. Fakat dünyadaki diğer ülkelerin tecrübe ve birikimlerinden yararlanmak söz konusu olduğunda, son derece kör veyahut güdük kalmaktadırlar. Başkalarının yanlış ve doğrularını, tecrübelerini, kendi tecrübelerimizle harmanlayamamaktayız.

Ayrıca ülkemiz hakkında şu hususu da vurgulamak gerekmektedir. Yıllarca asimetrik harp koşullarında şekillenen kuvvet yapımız, modern anti-tank füzelerinin varlığı, silahlı helikopter gücünün etkinliği, vb. hususlar, bizi yeniden reorganize edilen ordu yapısında, modern AMT ihtiyacında daha düşük rakamlar belirlemeye itmektedir. (Maliyet nedeni başta birçok başka ordularda da benzer bir eğilim görmekteyiz.) Soğuk savaş döneminde 4500 tank istihdam ederken, artık 1500 modern tankla aynı işi, hatta daha kaliteli biçimde kavrayabileceğimiz kanaatine ulaştık. Bu kanaat AMT ihtiyaç adedini düşürür iken, daha hafif zırhlı araçlarda gerek adet gerek çeşitlilik açısından ciddi adetsel artışa da sebebiyet vermektedir.

Fakat ülkemiz için bir düzenli ordular savaşı hala denklem dışı kalmış değildir. Ayrıca bildiğinden şaşmayan, yeniliklere / alternatiflere kapalı, TSK ve tedarikçi yapısından az önce bahsetmiştik. Dolayısıyla olası bir savaşta komuta kademesinin tank kullanma ihtiyaçlarına yeteri adetle cevap verebileceğimizden şüpheliyim. Araziler devasa birlikleri kolayca yutar unutmayalım. Bu endişemi sizlerle paylaşmanın önemli olduğu kanaatindeyim.

Olası Bir Savaş Durumu Bu Realiteleri Nasıl ve Hangi Ölçüde Değiştirir?

Savaş öyle bir kavramdır ki, her şeyi, en köklü ve radikal biçimde değiştirir. Askeri, sivili, endüstriyi, düşünüş ve yaşayış tarzını, kısacası hiçbir şeyi aynı koymaz. Acımasız ve katı biçimde değiştirir. Maalesef ülkemizde birçok askeri ve sivil makamın, konularında “ana odaklı” bir düşünce sistematiğine sahip olduğunu gözlemlemekteyim. Fakat kişisel olarak edindiğim adet şudur: Askeri bir mesele ki bu bir bakış açısından bir silah sistemine, bir taktik basitlikten derin stratejiye kadar uzanabilir, daima fikrimi üç aşamaya ayırarak değerlendirmeye sokarım:

  1. Savaş öncesinde.
  2. Savaş sırasında.
  3. Savaş sonrasında.

Ayrıca bu hususta yapılacak tüm çalışmaların, özellikle ülkemiz açısından önemli iki farklı boyutu olmak zorundadır.

  1. Asimetrik savaş durumunda.
  2. Düzenli ordular savaşıyla (simetrik) paralel ilerleyecek, asimetrik savaş durumunun da varlığında.

Kirpi II Mayına Karşı Korumalı Zırhlı Araç
Sınır ötesi harekatlarda kullanılmak üzere Esnek Katmanlı Kafes Zırh sistemi entegre edilmiş Kirpi I

Kurumsal hafıza

Bu hususta değerlendirmelerime geçmeden önce, şu gözlemimi belirtmek isterim. TSK ve milli güvenlikle ilgili devlet birimleri, “sistematik kurumsal hafızaya sahip değildir.” Son 40 yılımızı geçirdiğimiz sıkı ve kararlı bir düşmana karşı terörle mücadele sürecinde bile, defalarca kurumsal hafıza kaybına uğranmıştır. Aynı tecrübeleri edinmek için defalarca ilave kan ve can bedeli ödenmiştir. Durum düzenli ordular arasında gerçekleşecek simetrik bir muharebe olduğunda ise çok daha vahim bir hafıza kaybıyla karşı karşıya kalacağımız bir gerçektir. (Kişisel görüşümdür: Savtera Savunma Teknolojileri ve Strateji Enstitüsü gibi, Defence Turk gibi platformlar, internet alanındaki gelişen imkanlarla, bir kurumsal hafıza yartamak için oldukça önemlidir.) Bu hususu örneklendirmek isterim.

Orduların kadim gelenekleri vardır. Osmanlı’dan devraldığımız bir geleneğimiz de, bir birliği düzenli savaşa sürmeden önce, komuta kademesini “komple” değiştirmektir. Bunu olası bir Türk-Yunan savaşı öncesi, 1. Ve 2. Ordunun tüm subay, astsubay, erbaş kadrolarının değişimi gibi düşünün. Hadi olmadı, imkansızlıklar var, en azından birlikler arasında değişim yapılırdı. Çünkü bir ordu savaşa girmeden önce kışlada zaman geçirir. Bu süreçte erler ve yöneticiler arasında sayısız çatışma, kavga, kin, görüş ayrılığı, adam kayırma vb. insani hususlar söz konusu olabilir. Savaşa aynı komuta kademesiyle giren birlikler nedense yönetici kadrolarının büyük çoğunluğu kaybetmekte ya da başarılı olamamaktadırlar.

Bunu gözlemleyen atalarımız, er ve komutanı arasında, savaş sırasında emir-komuta zincirine saygı dışında, hiçbir şeyin olmaması gerektiğinin farkına varmış ve bu çözümü/geleneği üretmiştir. Son kırk yılımızı geçirdiğimiz asimetrik muharebe koşulları ise tam tersi, birbirini ve araziyi iyi tanıyan profesyonel bir birlik yapısı gerektirmektedir. Bu geleneğimizi unuttuğumuzu Kardak Krizinde açıkça gördük. Bu sadece bir örnektir. Türk milletinin ve içinden çıkan TSK’nın bir askeri zafer kazanma potansiyelini zedelemez. Fakat bunun için gereken kan ve can bedelini arttırır. Savaş sırasında ve sonrasında gerçekleşecek süreçleri olumsuz etkiler.

Silahlanma Politikası

Ordular ve uluslar savaştan önce bir silahlanma politikasına sahiptirler. Çağımız bu süreci daha uzun ve karmaşık kılmıştır. Çünkü teknolojinin silah sistemlerine nüfuz ettiği ölçüde, siparişten başlayarak üretim süreçleri, alt sistemlerin ve tedarikçi yapılarının oluşturulması, montajı testi teslimi, sertifikasyonu, bu süreçlerin tamamının ulus içi ve uluslar arası hukuki ve bürokratik alt yapısının kurulması, zaman istemektedir. (Dikkat ederseniz Ar-Ge kısmına hiç girmedim ve direkt bir sistem satın alma örneği sundum.) Zamana yayılmış biçimde silah platformları temin ederler. Buna uygun mühimmatları ve yedek parçaları satın alırlar. Bir kısmını üretirler. Harp zamanı için stok da yaparlar. Ardından ellerinde her ne var ise, onunla savaşı kabul ederler. Onunla sonuç almak zorundadırlar. Savaş süresinde sayın üretici yada ithalatçı firmayı, sayın müttefik ülkeleri, yada sayın uluslar arası silah tüccarını bulamazsınız.

Savaş sırasında sistemlerin basitliği, kullanım ve onarım kolaylığı, harp alanında tekrar servise sürülebilmesi imkanları, yedek parçaları, buna uygun dizayn prensipleriyle geliştirilmiş olması, uygun kaliteli ve mobil teknik altyapıya ve insan kaynağına sahip olmak önem taşır. Diğer faktörler ise minör ehemmiyete sahiptirler.

Savaş sonrasında ise kapsamlı (fabrika seviyesi) bakım ve onarım faaliyetleri. Kaybedilen savaş gücüyle birlikte zedelenen caydırıcılığın tekrar tesisi için üretim faaliyetleri. (Kalite, kantite yada ortada duran bir yol da seçilebilir.) Uygun mühimmat ve yedek parça stok ve üretiminin yapılması. İnsan kaynaklarının eğitilmesi vb. süreçler önem kazanır.

“Düzenli orduların savaşı genellikle kısa sürmektedir. İç savaşlar ve asimetrik mücadeleler ise uzun solukludur.”

Bu süreçler savaş zamanı öncesinde kurgulanmalı ve isterlerin oluşumundan gerekli Ar-Ge altyapısına kadar gerekli şekilde biçimlendirilmelidirler. Düzenli orduların savaşı genellikle kısa sürmektedir. İç savaşlar ve asimetrik mücadeleler ise uzun solukludur. Suriye’de gözlemlediğimiz bazı şeylerin anlamını, derin derin düşünmek gerekmektedir. Misalen, pick-up kasasına monte edilen ve piyade ateş destek unsuruna dönüşen 23 mm.lik ZSU serisi uçaksavarlar. Aynı şekilde kamyonet kasasına yerleştirilen S-60 57 mm.lik uzun menzilli uçaksavarlar. Gövdesi imha olmuş bir BMP-1 kulesinin, zırhlı plakalarla improvize üretilen bir tekerlekli araca monte edilmesi. Yine T-54/55 gibi hala işe yarar tank kulelerinin kamyonlara monte edilmesi. Kamyona monte hale getirilen ve mobilitesi arttırılan çekili topçu sistemleri… Tüm bu çabalar, dizayn felsefesi uygun olmasa dahi, eldeki imkanları zorlamak mecburiyetinde olan ve yeterli zamana sahip insan oğlunun yaratıcılık örnekleridir.

Konu TSK’nın zırhlı araçlarla ilgili yaklaşım metodolojisiyle birleştirildiği takdirde, tüm zırhlı araç üreticilrimiz için de ciddi potansiyelleri bünyesinde barındırmaktadır. Ayrıca ihracat noktasında da gayet anlamlı başarılar yakalanabilir. Tüm siyasi  avantaj ve dezavantajlardan bağımsız olarak hem de. Bu nedenledir ki takip eden bölümde ticari yatırım önerilerimi okuyacaksınız.

Kar etmek için ve olası bir savaş sonrasında da fayda sağlayabilmek için doğru yatırımlar ve doğru yaklaşımlar:

Dikkat ettiğiniz üzere bu yazı “Tekerlekli ve Paletli Zırhlı Araçlar Sektörüne” özel bir perspektifle kaleme alınmıştır. Bununla birlikte bu bölümde bakış açımızı biraz daha genişletmek, sektörün çıkar ve yetenekleri haricinde, piyasadaki boş alanlara da dokunmak gerekmektedir. Bu nedenle diğer bölümlerden biraz daha farklı kaleme alındığını göreceksiniz.

Alan 1: Silah Sistemleri ve Mühimmat

İster çağımızın getirdiği garip bir durum olarak nitelendirelim, isterseniz moda ve trendsetter kültürüyle izah etmeye çalışalım, bu alanda temellerden ve amaçlardan kopmuş, endüstri tarafından kar etmek için şekillendirilen, farklı yaklaşımlar görmekteyiz. Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım. Bir M-60 tankını düşünelim mesela.

  • Vaktinin %85 kadarını kışlada sabit bekleyerek.
  • %5 kadarını eğitimde.
  • %5 kadarını bakımda ve kademede.
  • %5 kadarını operasyonda geçirsin.

Gelin şimdide sadece bu %5 tutarındaki operasyonel sürecini kabaca parçalara ayıralım.

  • %15 kadarını intikalde geçirecek.
  • % 55-60 kadarını bekleme ve sütre gerisinde dinlenme olarak harcayacak.
  • % 5-10 kadarında ikmal, hat bakımı ve hedef tanzimi yaparak harcayacak.
  • %15 kadarını sensör kabiliyetleriyle düşmanı gözlemek ve fırsat hedeflerine angaje olmak için kullanacak.
  • %5 kadarında düşmanla direkt angajman içinde olacaktır.

Peki bu düşmanla direkt angajman içine giren tankın görevleri nelerdir? Hangi hedefleri imha etmesi gerekmektedir? Düşmanın hangi silahları tarafından öncelikli olarak tehdit edilmektedir? İşte bu noktada gerçekten anlamlı sorular sormaya başlayabiliriz.

Geliniz geçmişe dönelim ve tankın piyadeye zırhlı ateş gücü sağlayarak, düşman hatlarını yarmak ve direnç noktalarını ezmek için icat edildiğini hatırlayarak başlayalım. Zamanla gittikçe popüler bir askeri araç haline gelen tanka karşı tank kullanımını ve tank savaşlarını görmeye başlıyoruz. Ardından muharebe deneyimleri ispatlıyor ki, piyade desteği olmadan tank, tank desteği olmadan piyade başarısız olmaktadır. Gittikçe şartları ağırlaşan ama hızı akışkanlaşan muharebe sahasına piyadeleri taşıyabilmek için, zırhlı personel taşıyıcıları ve muharebe araçları sürülmeye başlandığını görüyoruz. ATGM ve RPG benzeri silahlarla kolayca tehdit edilebilmeye başlayan yeni zırhlı birliklerin ise, sürekli daha karmaşık ve pahalı yapılar haline geldiği muhakkaktır. Bu doğru bir çözüm mü acaba? Doğru bir yaklaşım tarzı mı? Sorgulayalım…

Ara kalibre çözümü

Yüksek bir hakim mevzi elde etmek için, bir apartmanın 4. Katını, duvarlarının içine ekstra kum torbaları da yığarak güçlendirmiş bir düşmana karşısınız. Direkt ateş desteğine ihtiyacını var. Bunu 20/25/30/35 mm.lik ZMA toplarıyla, seri atışla sağlamak isteyebilirsiniz, yeterli güçte eksik kalırsınız. Bir AMT’nin 105/120 mm.lik topuyla konuyu kesinlikle çözebilirsiniz, fakat güç kullanımını abartmış olur ve yakındaysa dost birliklerinizi tehlikeye atarsınız. ATGM kullanabilirsiniz ama pahalı bir çözümdür ve savaş ekonomisine de pek dost sayılmaz. 155’lik KMO kullanımı ise aşırı abartılı ve yan hasarlı olacaktır. Peki, öyleyse 57/76/81/90/100 mm.lik ara kalibre bir ateş gücü işinizi görmez mi? Mükemmel biçimde ve hesaplıca görecektir.

Aynı durum düşman tarafından zırhlandırılmış yada zırhı güçlendirilmiş intihar bombasına dönüştürülmüş araçlar için de geçerlidir. AMT hariç tüm düşman araçları için de geçerlidir. Açıktaki yada sütre gerisinde ve mevzideki düşman piyadeleri için de geçerlidir. Sonuçta tanka karşı tank çatışması dışındaki tüm alanlar, bu tip bir ara kalibre çözümüyle mükemmel biçimde kapatılabilir.

Düşmanına ateş ettikten hemen sonra sütre gerisine çekilerek ATGM tehditlerinden kaçmayı benimsemiş, hızını ve coğrafyayı kullanarak, araziyi doğru analiz ederek, düşmanın olası pusu ve saklanma mekanlarını gözetim altında tutarak ilerlemeyi adet edinmiş, bunun için gerekli minimal teçhizat ve imkanlarla donatılmış, eğitimli bir uzman asker, doğru silah sistemiyle, tam donanımlı bir AMT’den çok daha verimli ve nitelikli sonuçlar ortaya koyabilir. (Ne hikmetse 2. dünya harbinin en korkulan silahı Alman 88’liklerini hatırladım.)

“AMT’lerden daha mobil ve verimli sonuç”

Bu tip bir yapının, ülkemiz güneyindeki Suriye ve Irak’ın büyük kısmında çok daha etkin ve hesaplı sonuç alacağını söyleyebiliriz. Dağlık olan Irak ve Suriye sınırında AMT’lerden daha mobil ve verimli sonuç alacaklarını öne sürebiliriz. Aynı şekilde iç operasyonlarda ve teröre karşı mücadelede de yeterli etkinliğe ve korkutuculuğa sahip olacaklardır. Ermenistan ve Gürcistan sınırımız, aynı şekilde son derece dağlık bir yapıdadır. Saldırı pozisyonunda iken kapsamlı zırhlı birlik harekatına elverişli değildir. Eğer bir gün Rusya Gürcistan’ı işgal eder ve ülkemize sarkmak isterse, aynı hatta daha ciddi boyutta coğrafi zorluklarla karşılaşır. Sonuç olarak kara sınırlarımızın büyük çoğunluğu AMT gibi ağır ve pahalı bir platform yerine, daha mobil, asimetrik harbe hem savunma hem de saldırı pozisyonunda kolay adapte olabilecek, mühimmatı hesaplı ve üretimi kolay, sistemlerin açlığı içerisindedir.

Maalesef ülkemizde yerleşik MKE grubundan yada her hangi bir başka özel tesisten, bu tip bir silah sistemini ve mühimmat ailesini geliştirmesini ummanın mümkünatı yoktur. (Bakınız bu sadece önerilerimden biridir. Birçok farklı düşünce ve konsepte de sahibim.)

Öyleyse:

Buna müsait ve elverişli bir ülkede yatırım yapmak doğru bir çözüm olacaktır. Bu yatırım içerik olarak risk paylaşımını da içerecek şekilde dizayn edilebilir. Yakın coğrafyamızda gerekli altyapı ve insan kaynaklarına sahip birçok ideal ülke bulunmaktadır. Çekya, Slovakya, Sırbistan, Bulgaristan, Polonya, Romanya bunların içinde ilk aklıma gelenler. Çin ve Rusya ise outsourcing iş yaptırmak istenirse eğer hızlı sonuç alınabilecek ülkeler. Zira nasıl köpek balıkları dişsiz işe yaramaz iseler, zırhlı araçlar da  silahsız olarak benzeri yapıdadır. Bu tip bir yol benimser iseniz:

  • Sizi birçok farklı konsept ve mantıklı silah sistemi fikriyle destekleyebilirim.
  • Bu hususta uygun kule ve gövde tasarımı yapmanızda, yada mevcut araçlarınızı revize etmenizde yardımcı olabilirim.
  • Söz konusu silah sistemlerinin yurt dışından da ilgi çekeceğine hiç kuşkum yoktur.
  • Sadece silahı oluşturan sistem değil, mühimmat satışı ile de firmanızın uzun süreli karlılık elde etme ve koruma yeteneğine sahip olacaktır.
  • Fikri hakları size ait olan sistemler, eninde sonunda TSK bünyesinden de talep görecektir. (Bildiğiniz üzere Otokar’ın Birleşik Arap Emirlikleri macerası da, aramızdaki politik zorluklara rağmen bu şekilde ve son kullanıcı ısrarıyla başlamıştır.)
  • Ayrıca ülkemizde savunma sanayi birçok alanda beslenmekte, yatırım almakta ve ürün vermektedir. Fakat temel ve basit ateşli silahlar ve piyade destek silahları alanında tam olarak güdük kalmıştır. Bu alanda yurt dışı bir yatırımın dahi, eşsiz bir vatanseverlik örneği olarak anılması mümkündür.
  • Ayrıca olası bir savaş sonrasında yada uzun soluklu bir asimetrik savaş sırasında, sürdürülebilir, hızlıca yenilenebilir, üretilebilir ve milli bir güç olarak, sistemleriniz ön plana çıkacaktır.

Bu nedenlerle silah ve mühimmat üretimi üzerine yurt dışında bir joint venture kurmak, knowhow edinmek, teknoloji biriktirerek özgün çözümler sunmak, milli ve ticari çıkarlarınız için, savunma sanayi alanında kalıcı olmayı hedefliyorsanız, gayet mantıklı bir yatırım alanı olacaktır.

Alan 2: İnsansız Kara Araçları

Aslında benzeri alt yapıları kullandıkları için bu maddeyi, kara, hava, deniz, denizaltı, istihkam ve özel amaçlı sistemler olarak genişletmek doğru olacaktır. Fakat her macera bir ilk adımla başlar. Bu nedenle konumuzu yine Otokar ve Birleşik Arap emirliklerindeki ortak yatırım örneğinden açalım. Acaba bu ticari ilişkiye İKA’lar nasıl sokulabilir ve yatırım koparılabilir?

Bu hususta ilk bölümde detaylı bilgi sunduğum için, fazla ayrıntıya girmeyeceğim. Fakat bir fikrimi paylaşmadan da konuyu direkt kapatmak istemem.

BAE ile birlikte girişilen Rabdan örneğini misal. Bu aracın İKA’larla koordine çalışmaya uygun bir üst versiyonunu geliştirdiğimizi var sayalım.

Gelin silahlı bir İKA tanımlayalım.

  • Ağırlığı 350-400 kg. arasında olan.
  • Temel düzeyde balistik korumalı.
  • Forklift benzeri bir sistemle alttan kaldırılarak aracın üzerine alınan.
  • Alındığında otomatik soket bağlantısı kurup, kendini şarj edebilen.
  • Sağ ve sol her iki yanda, ikişer adet olmak üzere toplam dört adet taşınabilen.
  • Araç üzerinde iken de yan cephelere koruma ateşi açabilen.
  • Her biri üzerinde bir adet 7,62 mm.lik makineli tüfek ve iki adet RPG tipi roket barındıran.
  • Saldırı anında bağımsız lokasyonlardan maksimum ateş gücünü düşmana ilk anda tevcih edebilen.
  • Ana araçla çeşitli tipte ofansif ve defansif formasyonlara girebilen.
  • Pusuya düşme anında, düşman lokasyonlarını çoklu ateşle baskılayabilen.
  • Dinlenme lokasyonuna geçildiğinde, araç komutanının seçeceği doğal sızma noktalarını, bina ve yapıları, ara yolları, sürekli olarak gözetleyebilecek, yarı uyku modunda, yazılımsal uyarı ve takip imkanı sunan, gece/gündüz nöbetçisi formatında çalışabilecek.
  • Gerektiğinde önden giderek EYP ve Mayın tanımlama özellikleri olacak bir öncü versiyonu da olan.
  • Araç komutanı arazideki ana tehdidi tespit edip uğraşırken, tali tehditleri tekbir komutla baskı altına alabilecek.
  • Piyadeler araçtan indiğinde, onlar tarafından da yönetilebilecek. Robotik body olarak kullanlabilecek.
  • Fakat tüm bu yönetim atamalarının araç komutanının izni, bilgisi ve isterse gerçek zamanlı görüntülü takibi ile mümkün kılacak.
  • Şehir savaşları sırasında istenen bölgelerde pusuya yatabilecek, istenen sokakları gözleyebilecek, kısacası birlik hücum odağını korurken, kanatlarını ve arkasını kollayabilecek kabiliyetlerde.
  • Öncü olarak istenen sokaklarda vurucu güce sahip keşif yapma yeteneğinde.
  • Tek başına insansız bir muharip olarak değil, insanlı muharebelere etkili bir yardımcı olma felsefesiyle yaratılmış.

Bir İKA ailesi hayal ediniz. İşte bu tip çözümler ile hem mevcut araç ailelerimizin pazarını genişletirken, hem de ülkemizi gelecek için en doğru altyapıyı kurma ve yatırımı yapma şansına sahip kılar. Bir şeyi üretmek için üretirseniz sadece bir şey üretmiş olursunuz. O şeyde gerçek hayatta hiçbir şeye yaramayabilir. Fakat bir amaç için, belirli bir yol haritasıyla, nitelikli bir şey üretebilirseniz, ona muhakkak müşteri ve yatırımcı bulursunuz. Bir fikri hayata geçirdiğinizde ise, tecrübeler ışığında sürekli gelişecek ve değişecek, yepyeni bir gelir kapısı açılmış olacaktır.

(Not: İnsansız araçlar ve kullanım konseptleri üzerine sayısız fikir ve inovasyona sahibim. Umarım bu hususta yüz yüze sohbetler etme, beyin fırtınaları yapma, birlikte çalışma fırsatı yakalarız.)

Alan 3: Zırhlı ATV Araçları Aile Konsepti

Müsaade ederseniz bu hususa hiç girmeyeceğim. Oldukça ciddi inovasyonlar içeren ve netten aktarmak için yeterince güvenli görmediğim bir alan. Tamamen boşta sayılabilecek bir potansiyel. Ayrıca konunun insansız sistemlerle birleştirilebilecek sınırsız bir yapısı da var.

Bu farklı konsepti zaman içinde yüz yüze konuşur ve tartışırız umudundayım. Böylece işin güvenlik boyutunu ihmal etmeden, verimli ve sürpriz sonuçlar alınabilir.

Sizlerle paylaşmak istediğim bir düşünceyi daha dikkatinize sunuyorum. Bildiğiniz üzere askeri çevrelerde tutuculuk ve sabit düşünce yapısı oldukça göze çarpan bir eğilimdir. Sonuç olarak bu mesleğin eğitim sistemi, emir-komuta üzerine insanı şekillendirmektedir. Mesleğin pratik doğası ve hayatta kapladığı alan da zaman içinde insanı, devrimsel düşünce yapısından hayli uzaklaştırmaktadır.

“Tam donanımlı modern ve yeni nesil AMT’lerin var olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.”

Bu sebepledir ki, birçok ordu en azından yarım yüzyıl daha, ana muharebe tanklarını aramaya, istihdam etmeye ve satın almaya yada üretmeye devam edecektir. Bu nedenledir ki AMT yerine geçecek platformların, pazarda alışılageldik AMT’leri sileceğini düşünmek saflık olur. Bu kapsamda tam donanımlı modern ve yeni nesil AMT’lerin var olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Fakat ekonomik sebepler başta olmak üzere, pazarın talepleri daha farklı sistemleri de gündeme getirecektir. Bu kapsamda ana eğilimin şu yönde olacağı kanaatindeyim:

  • Eğer pazara ticari alt sistemlerle maksimum uyumlu parçalar da kullanan,
  • Daha basit yapıda,
  • Modüler dizayna sahip,
  • İstenildiğinde çeşitli ilave sistemlerle donatılabilen,
  • Zırhı ilave kitlerle güçlendirilebilen,
  • Minimum bakım ve maksimum arızalar arası zaman aralığı sunan,
  • Kolay ve klasik kullanımıyla, cahil kesimden askerlere de hitap edebilen,
  • Modern ve klasik tank felsefelerini dengeyle harmanlamış,
  • Klasik ama yeni üretim bir AMT için çok ciddi bir pazar açılacağını düşünüyorum.

Bu nedenle FNSS ve Otokar firmalarımızın bu tip bir çözüm üzerinde şimdiden çalışmalarının, mantıklı bir yatırım olacağı kanaatindeyim. Açık konuşmak gerekirse bu sistemin sadece dış pazarda değil, iç pazarda da karşılık bulacağına inanıyorum. Fakat klasik AMT çizgisinden farklı olarak bazı önerilerimi özellikle vurgulamak isterim.

Öneriler;

  • Klasik tanklar, tanka karşı tank savaşına öncelenmiş bir yapıdadırlar. Bu nedenle sabot mermi atabilen kaval namlu yapısına sahiptirler. Fakat günümüz ve gelecek kullanım alanlarına baktığımızda, tank savaşlarının giderek denklem dışı kaldığını görürüz. Dolayısıyla söz konusu sınıftaki tankların direkt ve indirekt ateş desteğiye, maksimum alanda koruma sağlayacak bir yapıya bürünmesi daha mantıklı olacaktır. Bu nedenle yivli setli bir namluyla 127 mm.lik (5”) yeni bir topçu sistemine ve uygun mühimmat ailelerine sahip olacaklarını hayal ediyorum.
  • Teknoloji hızla gelişiyor ve sayısız farklı tipte sistemleri de hayatımızın direkt içine dahil ediyor. Enerji ihtiyacı olan, akıllı sistemler. Arazide bunların şarjının süreklilği, yada enerjinin bulunabilirliği gerçekten bir sorun olabiliyor. Bu nedenle hangi tip motora sahip olursa olsun, tankın güç sisteminin sadece hareket kabiliyeti amacıyla değil, enerji üretimi amacıyla da kullanılabilmesi, geleceğin savaşları için önem taşıyor.
  • Bir AMT için en riskli zaman aralığı, park ettiği ve personelinin dinlenmeye çekildiği zamandır. Bu nedenledir ki bir tankın aldığı mevzinin ötesinde savunma peliferi oluşturacak çözümlere ihtiyacı vardır. Bu hususta biri aktif diğeri pasif olmak üzere, iki farklı özgün fikre / projeye sahibim. İlgilenirseniz bunları sizinle paylaşmak isterim. İrtibata geçmek için lütfen çekinmeyiniz.

Sonuç:

Dünya bir çatışmalar sürecine doğru hızla ilerlemektedir. Daha önce yaşamış olduğumuz iki dünya savaşından farklı bir süreç yaşanacağını öngörmek mantıklı olacaktır. Büyük orduların topluca kapışması yakın ve orta vadede pek ihtimal dahilinde değildir. Bunun yerine önleyici savaşlar, asimetrik savaşlar, iç savaşlar ve vekalet savaşları yaşanacaktır. Ancak sürecin zaman alacak son tepe noktası aşıldığında, düzenli ordular arasında muharebe ihtimali yükselebilir.

Bu kanaate ulaşmamın birçok sebebi mevcuttur. Fakat bunlardan en önemli olanlarından biri şudur. Lüks ve sürekli tüketime, online olmaya, şehir yaşamına alışmış modern insanın dahil olduğu modern devletler, yapı olarak kendi topraklarındaki düzeni tehdit edecek, topyekun bir savaşı kaldıramazlar. Uluslararası ticaretin devamına karşı da bir bağımlılık ve ihtiyaç ağları vardır. Bu nedenle hakim güçlerin ve kapital sahiplerinin; askeri, politik, ekonomik ve jeostratejik mücadelelerini, vekiller üzerinden sağlamak isteyeceği muhakkaktır.

Ülkemiz de bulunduğu konum itibariyle oldukça hassas bir durumdadır. Her açıdan zorlu bir süreç bizleri beklemektedir. Bu nedenlerle, Savunma sanayii yatırımlarını, arttırarak ve yatay düzlemde yayarak sürdürmek mantıklı görünmektedir. Sektörünüz bunun için kendini kanıtlamış bir altyapıya, ateşle imtihanını geçmiş ürünlere, müşteri portföyü ve güvene sahiptir. Gelecek vizyonu yaratırken risk paylaşımı yapabilecek iştirakler kuracak, sermaye temin edecek, projeleri başka ülkeler tarafından finanse edebilecek, kısacası birçok ticari alternatif üretebilecek iş zekası ve çevresine de sahibiz.

Bu nedenle kişisel görüşüm  tüm firmalarımızın hayal kırıklıklarını unutarak, savunma sanayii alanındaki yatırımlarını, genişletmesi, ülkemizde aşamayacağı hususları da dışarıdan çözmesi olacaktır. Bunu yaparken ise önerim diğer ülkelerde yatırımlar ve işbirlikleriyle birlikte, ticari girişimlerin yatay düzlemde yayılmasıdır. Fikrin ve inovasyonun gücünü etkin kullanmasıdır.

Aybars MERİÇ

GSM: +90 543 858 86 45

aybarsmeric@gmail.com

Yazar hakkında

Ek-1

 

İlginizi çekebilir:

Güvenlik güçlerine 5831 adet araç tedarik edilecek

TSK’nın Çelik Yumrukları Tanklarımız ve Modernizasyon Projelerine Bakış

İlgini Çelebilir!

Kaplan MT ve Düşündürdükleri

“Savaş alanında ön saflarda savaşan piyadelerimizin zırhlı ateş gücüne ihtiyaç duydu…