Anasayfa Özgün Yazılar TF-X Millî Muharebe Uçağına ilk bakış

TF-X Millî Muharebe Uçağına ilk bakış

0

Geleceğin 5. Nesil Türk savaş uçağı TF-X savunma sanayi ile uzaktan yakından ilgilenen herkes için heyecan yaratan, çok büyük fırsatlar barındıran Türkiye’nin en büyük savunma sanayi projesidir. Ülkemizin bu proje üzerinde çalışıyor olması dahi Türk havacılık endüstrisi için özgüven ve teknolojik atılımları beraberinde getirmektedir. 5. Nesil modern bir savaş uçağı üretme hedefi, Dünyada bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki ülkenin cesaret edebildiği çok meşakkatli bir süreçtir. Türk Savunma Sanayi Atak, Milgem, Altay, Anka ve Hürkuş gibi Milli Savunma Sanayi projelerinden edindiği heyecan, ulusal destek ve tecrübe ile bu zorlu projeyi başarabilecek olgunluktadır. Diğer bir bakış açısıyla, Türk Savunma Sanayi ülkemizin hayati savunma ihtiyaçları doğrultusunda uluslararası pazarda rekabetçi 5. Nesil bir savaş uçağını üretmek zorundadır. Aksi halde, Türkiye ilk uçuşa kadar harcanması planlanan 8.2 milyar dolar gibi büyük yatırım, insan ve zaman kaybına uğrayacak, önümüzdeki 50 yıl modern ve milli bir savaş uçağına sahip olma imkanı tekrar olmayacaktır.

TF-X’in Rakipleri

Önümüzdeki 10-15 yıllık süreçte ülkelerin yeni nesil savaş uçağına olan ihtiyaçları artacak ve pazar hızla büyüyecektir. 3000 adetten fazla sipariş alan F-35 bu büyük pazara en iyi örnektir. Son zamanlarda sıkça duymaya alıştığımız 5. hatta 6. Nesil savaş uçağı proje lansmanları (Tempest, Airbus / Dassault projesi, Mig-41, J-31) bu pazara yönelik çalışmalardır. Ayrıca ABD’li havacılık devleri F-35 ve F-22 dışında, F-15 ve F-18 filolarını 5. Nesil teknolojiler ile modernize ederek rekabetçi kalmaya çalışmaktadır. Ülkemizi bu projede en çok zorlayacak nokta, TF-X’in dış pazarlarda başarılı olmasını sağlayacak rekabetçi bir hale gelmesidir. Bu hedefe ulaşılması için Türkiye’nin Avrupalı ve Uzak Doğulu rakiplerinden daha iyi bir uçağı, onlarda daha önce, güvenilir ve ekonomik bir çerçevede pazara sunması gerekmektedir.

“Hava gücü ya savaşı bitirir ya da medeniyeti.”

Türkiye’nin bu en büyük Savunma Sanayi projesinde 2 büyük avantajı vardır. Bunlardan ilki, son 10 yılda  gerçekleştirilen Hürkuş, T-129, Milgem ve Altay gibi büyük milli savunma projelerinden çıkarılacak olumlu / olumsuz derslerdir. Altay tank projesinde olduğu gibi TF-X programında yaşanacak gecikmeler hem Türk Hava Kuvvetlerine, hemde uçağın hızla artan rakipleri karşısında uluslararası pazar arayışına sekte vuracaktır. Benzer bir şekilde, Milgem korveti katıldığı ihalelerde rakipleri karşısında VLS (Dikey Lançer Sistemi) yeteneği olmadığı için zorlanmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en güçlü en gelişmiş silahı yüksek inancı ve cesareti ile Mehmetçik’dir. Fakat bu gücü denizde ve havada kullanabilmek ancak modern platformlar üzerinden mümkündür. Bu yönüyle özellikle hava platformlarının en modern teknolojiler ve kabiliyetler ile donatılmış olmaması, Mehmetçik’in telafi edemeyeceği ağır sonuçlar doğurabilir. Dünyanın %70’i denizlerle ve %30’u karalarla kaplı olsa da bu sathın tamamı havayla kaplıdır. Hava gücünün ilgi alanı tüm dünyanın hava sahası ve hatta onunda üstü uzaydır. Hiç şüphesiz hava gücünün en önemli unsurları da uçaklardır. (Topçu ve Almaç, 2015)

“Hava gücü ya savaşı bitirir ya da medeniyeti.”

Winston Churchill (1933)

Fotoğraf: miguyan2000 Twitter hesabı

Projedeki avantaj: Temel Kotil

Türkiye’nin Milli Muharebe Uçağı hedefindeki bir diğer önemli avantaj ise İTÜ’lü Uçak Mühendisi TUSAŞ Genel Müdürü Doç. Dr. Temel Kotil’dir. TF-X gibi projeler büyük liderlik ve koordinasyon gerektirmektedir. Projede yer alan farklı alanlarda uzman bir çok savunma sanayi şirketinin eşgüdüm halinde hareket etmesi ve iletişimi projenin ana yüklenicisi TUSAŞ tarafından koordine edilecektir. Temel Kotil’in TUSAŞ’ın Genel Müdürlüğü görevini üstlendiği zamandan itibaren ATAK projesindeki gelişmeler ve T-625 ilk uçuşunu hızla gerçekleştirdiği süreçte gözlemlediğim kadarıyla Temel bey Türkiye’de bu büyük işi başarabilecek sayılı kişilerden biridir.

TF-X de bizleri neler bekliyor?

TF-X ile birlikte Türk Hava Kuvvetleri birçok yeni yetenek kazanmış olacak, Hava kuvvetlerimizin F-16 gibi bir mihenk taşını geride bırakarak, yeni bir çağa adım atmasını sağlayacak bu projede yer alacak başlıca firmaların sorumluluklarına kısaca bir bakalım.

TUSAŞ: Gövde, tasarım, entegrasyon ve yazılım.

TEI: Motor

ASELSAN: AESA Radar, EW, IFF, BEOS, BÜRFIS, Akıllı Kokpit, ikaz sistemleri, RSY, RAM.

METEKSAN: Ulusal Data Link

ROKETSAN, TÜBİTAK-SAGE ve MKEK: Silah sistemleri

Kompozit Malzeme Kullanımı

MMU gibi çok kapsamlı bir projeyi sadece bu yazımıza sığdırmak mümkün olmayacağı için öncelikle projenin şuan devam eden ön tasarım aşamasının temel özelliklerinden bahsetmek istiyoruz. TUSAŞ halihazırda A400 ve F-35 gibi uluslararası projeler dahil olmak üzere birçok uçak için kompozit parçalar üretmektedir. F-35’in orta gövde ve hava alıklarını üreten TUSAŞ elde ettiği tecrübe ve bilgi birikimini şüphesiz TF-X’de de kullanacaktır. F-35’in yapısal gövdesinin toplam ağırlığının %35’i kompozit malzemelerden oluşmaktadır (Flightglobal). Çoğunlukla kullanılan kompozit malzeme türü Bismaleimide (BMI) ve kompozit epoxy malzemesidir. Ayrıca, ABD  Ulusal  Havacılık  ve  Uzay Dairesi NASA, kompozit malzeme imalat maliyetinin yüksek olmasına rağmen, daha az işçilik saati gerektirmesinden  dolayı toplam maliyetin daha  düşük olduğunu ortaya koymuştur.

TF-X’de kompozit malzeme kullanımı %35-50 arası değişecektir. Kompozit malzemenin kullanımında artışın en büyük nedeni yüksek mukavemet/ağırlık oranıdır. Ağırlığın azaltılması uçağın daha çevik olmasına ve daha fazla faydalı yükü daha uzun mesafelere taşımasına olanak vermektedir. Ayrıca kompozit malzemelerin kullanılması ile birlikte yapıyı oluşturan parça ve bağlama eleman sayısı azalır. Böylece gövde basitleşir, maliyetler düşer. Kompozit malzemeler korozyona uğramazlar, yüksek titreşim karşısında gerilme çatlakları oluşturmadan rahatlıkla esneyebilirler. 1990’da Boeing 757’de %3 olan kompozit malzeme (%78 Al) oranı bugün 787-8 de %50’ye ulaşmıştır. Airbus A350 de bu oran %52 dir.

  • B2 bombardıman uçağı gövde panelleri; karbon fiber-epoksi olarak üretilmektedir.
  • F-14 uçaklarında, yatay dengeleyiciler, F-15’lerde ise yatay ve dikey dengeleyiciler, bor elyaflı kompozit malzemeden yapılmıştır.
  • F-16’larda, yatay ve dikey dengeleyicilerin yanı sıra kontrol yüzeyleri de karbon epoksidir.
  • F/A-18 uçaklarında; kanat yüzeyleri, yatay-dikey dengeleyiciler, hız frenleri, kontrol yüzeyleri  kompozit malzeme kullanılırken, AV-8B uçaklarında ise; kanatlar, yatay engelleyiciler, ön gövde ve kontrol yüzeylerinde karbon elyaflı kompozit kullanılmıştır.
  • ANKA uçak yapısının (kanat, gövde ve kuyruk) %90’ı karbon epoksi prepreg’ten oluşmaktadır.

MMU projesinde belirlenen görev tanımı ve açıklanan ilk şartnamesinin, F-22 ile benzerlikleri herkesin dikkatini çekmektedir. F-22 de yapısal ağırlığın %40-42 oranı hafif ve pahalı titanyum ile desteklendiği için kompozit kullanımı %25 seviyesindedir. TF-X’in Türk ekonomisi için sürdürülebilir maliyetlerde ve uluslararası pazarda rekabetçi bir 5. Nesil olması için pahalı titanyum kullanımının bu derece yoğun olmayacağını söylemek mümkündür.  TF-X’in prototip üretimi için seçilen F-15 ve F-16’larda da kullanılan F110-GE serisi motor rakiplerine göre büyük ve ağır bir motordur. Bu seçim ile birlikte uçağın ilk açıklanan ebatları da dikkate alındığında hafif kompozit malzemenin alt sistemler dahil yoğun kullanımı uçağın performansı için kritik önem almıştır. Seçilmiş prototip motor ile eğer yüksek oranda %35 – 50 kompozit malzemeler ile tasarlanmış bir uçak yapamazsak benzer ebatları ve aynı motoru ile elimizde havacılık dünyasında çevik olarak bilinmeyen (Benim tabirim ile tank) 4++ Nesil bir F-15 Silent Eagle elde etmiş olacağız.

Kompozit malzemenin ayrıca yüksek ısılara karşı dayanıklılığı da önemli bir faktördür. Uçak dış yüzey sıcaklıkları ve uçuş hızları ilişkisini gösteren aşağıdaki tablo yüksek hızlardaki bir savaş uçağının (TF-X de hedeflenen 2,0 Mach) gövdesinin maruz kalacağı sıcaklık değerlerini göstermektedir.

Düşük Görünürlük

Gövdenin düşük görünürlük teknolojisine sahip olması proje için kritik olarak görülmektedir. Radar dalgalarını emebilen kompozit malzemeler konusunda Türkiye’de THD 6 (Teknoloji Hazırlık Değerlendirmesi) seviyesinde çalışmalar da bulunmaktadır. THD’ler literatürde detaylı olarak tariflenmiş dokuz düzeyden oluşmaktadır. 9. Seviye, teknolojinin başarı ile kullanıldığı seri üretime geçtiği evredir. Söz konusu malzemelerin henüz başarıyla bir uçakta kullanıldığı bilgisine ulaşılamamakla beraber ANKA üzerinde kullanımı için görüşmelerin sürdüğü belirtilmektedir (Hacettepe Teknokent Web Sayfası, 2014).

Gövde Tasarımı

TF-X’in gövde tasarımı konusu, ağırlık kadar önemli bir konudur. Çünkü gövdenin tasarımı düşük görünürlük için riskler barındırmaktadır. Milli Muharebe Uçağının ilk görsellerine bakarak şuan kesin bir kanıya varmak çok doğru olmayacaktır. BAE Systems ile imzalanan anlaşma doğrultusunda Ankara’ya yerleşen 30 İngiliz mühendis çalışmalara dahil olmuştur. Tasarım ve prototip kalifikasyon döneminin 4 yıl sürmesi öngörülürken TUSAŞ, insan kaynağı ve altyapı yatırımlarıyla bu süreyi 3 yıla çekmek için çaba göstermektedir. Eğer bunu başarabilirsek 2026 yılındaki ilk uçuştan önce 2023 yılında TF-X’i hangardan çıkararak sergilememiz mümkün olacaktır. Bu noktaya gelindiğinde şuanki ilk görsellere göre değişiklikler göreceğiz. Milli Muharebe Uçağı, seçilen konsept modele göre F-22’nin kendini kanıtlamış, SU-57 hariç birçok 5. Nesil uçakta kullanılan “diamond tasarımı” üzerinden ilerlemektedir.

TF-X’de seçilen bu konsept tasarımı dahada geliştirmek doğru bir yol olacaktır.  Örneğin ABD Hava Kuvvetleri F-22’nin gelişmiş yeni bir versiyonun üretime tekrar almayı ciddi bir şekilde düşünmekte, ön tasarım çalışmalarına devam etmektedir. Bu gelişmelerden dikkat çeken bir tanesi F-22 üst gövdesine 3000 lb’lik CFT (İlave yakıt tankı) ekleyerek uçağın uzun görevlerde harici olarak taşıdığı, düşük görünürlüğü olumsuz etkileyen ek yakıt tanklarını gövde içine alması planlanmaktadır. TF-X’in sırt bölgesine eklenecek ilave yakıt tankları uçağın menzili arttırarak, bir hava üstünlük uçağında olması gereken uzun havada kalış süresini sağlayacaktır. Şüphesiz tasarım ekibi uçağın gövde içine, F-35 ve SU-35’de de olduğu gibi dikey dengeleyiciler dahil olmak üzere mümkün olan her yere yakıt tankı yerleştirecektir. Milli muharebe uçağı ile benzer ebatlara sahip F-22 uzun menzilli görevlerde ilave yakıt tanklarına ihtiyaç duymaktadır. Gövde ile ilgili diğer bir konu, F-4 ve F-16’larda kullandığımız ıslak ve buzlu pistlerde hava frenleri ile birlikte yavaşlamayı sağlayan paraşütün TF-X’de olması faydalı olacaktır. Fakat F-35’teki gibi ilave bir aksesuar gibi mi olacaktır, yoksa J-20’deki gibi gövde içinde mi yer alacaktır. F-35’ten daha hızlı bir uçak planladığımız için aerodinamik ve düşük görünürlük açısında J-20’de olduğu gibi gövde içinde olması daha doğru olacaktır.

Makinalı Top

Tasarım ile ilgili diğer bir önemli karar makinalı top kararı, şuan bizim bilmediğimiz fakat kuvvetin ihtiyaçları doğrultusunda tasarım ekibine şimdiden bildirilmiş bir karar. 5. Nesil savaş uçaklarında gelişen füze teknolojisi ve BVR konsepti ile makinalı top ihtiyacı tartışmalı bir konudur. Eğer TF-X’in güç/ağırlık değerleri doğrultusunda uçak yeterince hafif, uzun menzilli ve çevik olmayacaksa top yerleştirilmemelidir. Yine de pilotlarımızın geleneksel tercihinin top olması yönünde olacağına inanıyorum, bu geleneksel tercih 5. Nesil F-35A, J-20 ve Su-57 savaş uçaklarında devam etmektedir. Gelecekte bu makinalı topu lazer silahı ile değiştirmek mümkün olabilir. Bu nedenle savunma ve saldırı amaçlı lazer teknolojilerini geliştirmeye devam etmek gerekmektedir. Buna bir örnek, Su-57’in 101KS-O sistemi kendine doğru gelen kızıl ötesi güdümlü füzelere gönderdiği lazer ışınları ile kör ederek füzenin rota dışına çıkmasına neden olabilmektedir.

Silah Havuzu

Mühendislerin zorlanacağı bir diğer konu ise TF-X’in gövde içi silah havuzu. Bu havuzların milli mühimmatlarımız için uygun büyüklükte ve uçağın üstleneceği rolleri başarabilmesi için yeterli mühimmat kapasitesine sahip olması gerekmektedir. Bir hava üstünlük uçağı için hava-yer görev önceliği beklenmese de, Türk Hava Kuvvetleri gibi rakipleri karşısında sayısal olarak baskın olmayan bir kuvvetin filolarının farklı görevler için esnek olması avantaj olacaktır. TF-X’i rakiplerinden ayıracak önemli bir faktör uçağın F-35 gibi en az 2 adet SOM-J 185-200 km menzilli milli seyir füzesini gövde içinde taşıyabilecek kabiliyette olmasıdır. Hava-yer görevlerinin geleceği, düşman hava savunma sistemlerinin etkili olacağı menzillere girmeden uzun menzilli seyir füzeleri ile düşman savunma sistemlerini ve hedeflerini imha etmek yönünde gelişmektedir. Koalisyon ve İsrail hava kuvvetlerinin Suriye rejimine karşı gerçekleştirdiği hava operasyonları bu değişen ve gelişen doktrine iyi bir örnektir.

F-22’nin silah havuzunun uzunluğu 3.9 metredir. 140 kg harp başlıklı SOM-J füzesinin uzunluğu 4 metre olduğu için TF-X in silah havuzunun F-22 den daha büyük olacağını söyleyebiliriz. Bir hava üstünlük uçağı üretirken, savaş uçağının kabiliyetleri kadar kullanacağı radar ve füzelerin yetenekleri, güvenirlikleri ve menzilleri hayati önem taşımaktadır.  Milli Hava-Hava füzeleri AIM-120 muadili Bozdoğan (Merlin) 65 km ve AIM-9X muadili Gökdoğan (Peregrine) 25 km menzilleri ve 90 derece kilit HOBS-High-Off-Boresight yeteneği ile TF-X’in ana milli hava-hava füzeleri olacaktır. Fakat bu silahlar henüz gelişimlerinin ilk safhasındadırlar. Bu nedenle MDBA (Airbus 37.5%, BAE Systems 37.5% ve Leonardo 25%) ile anlaşarak Meteor gibi bir BVR füzezinin TF-X’e entegre edilmiş olması, uçağın gerçek kabiliyetini sergilemesine ve uluslararası pazarda daha rekabetçi olmasını sağlayacaktır.

Radar Seçenekleri

Tasarım ile ilgili diğer bir nokta uçağın kokpit altında konumlandırılabilecek yanak radarları için boş yer ayrılmasıdır. F-22 de planlanan fakat yerleştirilmeyen bu kabiliyeti SU-57 uçaklarında görmekteyiz. SU-57 BVR füzelerini ateşledikten sonra 90° dönerek, radar ile kendisi arasındaki mesafe değişimini düşürerek, düşman radarının filtre ettiği kör alanda radar kaynağının kendisini yeryüzü şekli ya da yüzeyde hareket eden bir cisim olarak algılayarak radar ekranında göstermemesine neden olabilmektedir. Bu esnada yanak radarı ile hedefi takip eden Su-57 gönderdiği füzeyi hedefe mid-course (yarı yol) yönlendirmesi yapmaya devam edebilmektedir. Bir diğer örnek Gripen’in Leanardo radarı pazardaki dönebilme özelliğine sahip tek AESA radarıdır. Bunun avantajı Gripen düşman uçağına füze ateşlendikten sonra 90° dönerek düşmanın füze menzili dışında kalarak gönderdiği füzeyi hedefe yarı yol (mid-course) yönlendirmesi yapabilmektedir. Raven-ES-05 radarı daha geniş bir alanı tarayabilmekte ve durumsal farkındalığını artırmaktadır. Bu kabiliyetlere ulaşmak için ASELSAN’ın uzun araştırma, geliştirme ve test süreçlerini tamamlaması gerekmektedir. Uçakta kullanılacak radar sayılarına ve kabiliyetlerine karar verildikten sonra, gerek olması durumunda geleceğe dönük bu yetenekler için şimdiden gövdede yer ayırmak doğru olacaktır.

Akıllı Kokpit Çözümü

ASELSAN’ın TF-X’de kullanılmak üzere geliştirmekte olduğu Entegre Modüler Ekran, görev bilgisayarı ve gösterge özelliklerini tek bir ekipmanda toplayan akıllı kokpit çözümü olarak sunmaktadır. Sistem, entegre olduğu cihazlardan gerekli bilgileri alarak, farklı görüntüler oluşturabiliyor; video ve grafik görüntülerini istenilen şekilde bölünmüş dokunmatik geniş ekran üzerinde sergilemektedir. Akıllı kokpit çözümü pilotlara, ekran veya kontrol paneli üzerinden ana uçuş ekranını, kokpit yönetim bilgilerini ve sayısal harita gibi göreve ilişkin sayfaları seçme imkanı sağlıyor.

ASELSAN’ın Özel Çalışmaları

ASELSAN Radar ve Elektronik Harp Sistemleri Sektör Başkanlığı, TF-X projesi için hayati öneme sahip Galyum Nitrat teknolojisini kullanan AESA radar ile Elektronik Harp sistemlerinin, ikaz sistemlerinin bir arada çalıştığı Bütünleşik RF Sistem (BÜRFİS) tasarımına başlamıştır. Mikroelektronik, Güdüm ve Elektro-Optik Sektör Başkanlığı ise Bütünleşik Elektro-Optik Sistem (BEOS) geliştirilme çalışmalarına başlamıştır. BEOS için F-35’teki EOTS sisteminin bir benzeri olacağını söylemek çok yanlış olmayacaktır. ASELSAN, Radar Soğurucu Yapılar (RSY) ve RAM boya çalışmaları ile TF-X’in düşük görünürlüğüne önemli katkılar sağlayacaktır. RSY geliştirme çalışmalarında öncelikli amaç, elektromanyetik dalganın havada ilerlerken gördüğü empedans değerinin malzeme yüzeyine ulaştığında da sağlanmasıdır. Bu sayede iletim empedansında süreklilik oluşturulmakta, hedef (malzeme) üzerine düşen elektromanyetik dalganın önemli bir yansımaya sebep olmadan malzeme içerisine doğru ilerlemesi, böylelikle elektromanyetik dalganın büyük kısmının malzemeye girişi sağlanmaktadır. Malzeme içerisinde ilerleyen elektromanyetik dalga ise çeşitli mekanizmalar ile soğurulmakta, böylece hedef (malzeme)üzerinden geri yansıyan işaretin genlik seviyesi düşürülerek uçağın RCS (Radar Yansıması) değerinin azaltılması sağlanmaktadır.

Motor Seçimi ve Olası Sonuçları

Milli Muharip Uçak (MMU) motoru konusundaki çalışmalarda TEI, sürpriz bir hareketle tek başına motor geliştirilmek için teklif vermiştir. Geçtiğimiz günlerde prototip motorun TEI’nin ortağı GE Aviation tasarımı F-110-GE serisinden seçilmiş olması, milli TF-X motorunun F-110-GE’den elde edilmiş tecrübe ve ilham ile üretileceğini net olarak söyleyebiliriz. Motoru üretmek TEI için çok büyük bir zorluk olmayacaktır. Çünkü F-16’larımızda da kullanılan bu motor (F110-GE-129: 29,500 pounds)  serisi Türk mühendislerin ve Hava Kuvvetleri personelinin yakından tanıdığı bir motordur. TEI tesislerinde montaj, test ve bakımları yapılmaktadır. TEI’nin asıl zorlanacağı alan bu motora TF-X için açıklanan supercruise yeteneği (after burner açmadan  ses üstü uçuş) kazandırmak olacaktır. Bu yeteneği TF-X’in envatere giriş tarihi 2029 yılından önce kazanmak ancak General Electric şirketinin ABD onayı ile teknoloji transferi ile mümkün olabilir. Bu nedenle envantere girecek ilk TF-X uçaklarının F-16’lardan daha gelişmiş bir motora (F110-GE-132: 32,000 pounds) sahip olacağını öngörsek de bu motorun termal gizliliği yetersiz, F-35’lerde olduğu gibi düşük görünürlük için faydalı çapraz nozul’suz ve supercruise yeteneği olmayacağını söyleyebiliriz. Bu yetenekler için uzun yıllar çalışılması gerekliliği çok açıktır. F110 motorunun bir kopyası ile TF-X 5. nesil bir motora sahip bir uçak olmayacaktır. MMU için 5. nesil motor gelişimine örnek bir takvim vererek yazımızı burada tamamlarken, TF-X projesini yakından takip etmeye devam edeceğiz.

TF-X milli motor üretim takvimi

  • Kısa Dönem: Prototip motorun seçimi ve üretimi.
  • Orta Dönem: Seçilen motorun performansının iyileştirilmesi.
  • Uzun Dönem: İyileştirilen motorun daha da geliştirilerek supercruise yeteneğinin kazandırılması.
  • Gelecek: 6.Nesil motorlar üzerinde çalışmalar.

Havacılık ve savunmaya ilişkin görüşlerimi ayrıca twitter @EmirLouise hesabından takip edebilirsiniz.

Kıvanç Emir ÖRKEN

Yazarın diğer yazıları:

Kaynaklar:

https://www.defenceturkey.com/files/issues/5b64175ea1ed9.pdf

http://www.kho.edu.tr/akademik/enstitu/Alp_SAVBEN_dergi/132/1.pdf

http://www.kho.edu.tr/akademik/enstitu/Alp_SAVBEN_dergi/142/3.pdf

http://www.kokpit.aero/hakan-kilic-cevapliyor-tfx-projesi?writer=23

https://www.defenceturk.net/rusyanin-en-gelismis-savas-ucagi-su-57-ile-tanisin

İlgini Çelebilir!

Türkiye’nin deniz projelerindeki son durumu

14-15 Ekim 2019 tarihinde Ankara’da düzenlenen Deniz Sistemleri Semineri’nde k…